“Yer yer İstanbul’a ve Türkiye’deki trans dayanışmasına bir güzellemeymiş gibi de hissettiren yapıt…” Sa Bahattin MUBİ’de gösterimde olan Levan Akın’ın “Crossing”ini değerlendirdi.

Fotoğraf: Crossing’ten bir sahne

Bağımsız sinema severlerin Netflix’i MUBI’de 14 Mart’ta bir film gösterilmeye başlandı: Gürcistan kökenli İsveç doğumlu yönetmen Levan Akın’ın 2024 yapımı filmi, Crossing. 

Türkçe’de “Geçiş” anlamına gelen bu başlıkla film, merkezine kayıp trans bir bireyin arayışını alsa da içerdiği paralel hikayelerin önemini vurguluyor. Ülkeler arası, diller arası, kimlikler arası, kuşaklar arası ve hatta hayal ile gerçek arası geçişin yansıtıldığı bu 105 dakikalık filmde yönetmen Akın, İstanbul şehrini de bir karakter gibi ekliyor hikayesine. Yer yer İstanbul’a ve Türkiye’deki trans dayanışmasına bir güzellemeymiş gibi de hissettiren yapıt, Selda Bağcan’dan Sezen Aksu’ya önemli bazı şarkıcılarımızla da temas ettiriyor izleyiciyi.  

Filmin konusu kısaca şöyle: Emekli tarih öğretmeni Lia (Mzia Arabuli) ile genç komşusu Açi (Lucas Kankava), Lia’nın trans kadın yeğeni Tekla’yı bulmak için Batumi’den yola çıkıp (belki de herkesin görünmez olmak için geldiği) İstanbul’a varıyorlar. Açi, İstanbul’un gece ortamına hızlı bir dalış yaparak kendine bir yer edinmeye çalışırken Lia şehirde adeta gençliğini arıyor. Bu yönüyle film salt fiziksel bir yolculuk olarak kalmıyor; kimliklerin, geçmişin ve toplumun katı normlarının sorgulandığı bir hesaplaşmaya dönüşüyor. 

Film boyunca yönetmen bizi İstanbul’un farklı yüzleriyle de tanıştırıyor: Taksim’in arka sokakları, korsan taksiciler, ev partileri, meyhaneler, eski apartmanlar vs. Rakının ve İstanbul’un övüldüğü bu sahnelerle ülkemize farklı bir gözle bakma şansı ediniyoruz. Ayrıca, Türkiye’deki trans hareketinin önemli temsilcilerinden Pembe Hayat’ın isminin sık sık anılması ve burada gönüllü olarak görev yapan çiçeği burnunda avukat Evrim’in (Deniz Dumanlı) verdiği canlılıkla film, aktivist ruhlarımıza da dokunmayı biliyor.

Levan Akın, 2019’da gösterime giren ve Gürcistan’da eşcinsel bir dansçının hikayesini anlattığı And Then We Danced (Ve Sonra Dans Ettik) filmi ile büyük bir yankı uyandırmıştı. “Crossing” de benzer şekilde, marjinalleştirilmiş kimliklerin hikayesini büyük bir duyarlılıkla ele alıyor. 

Ek olarak, filmde dil konusuna özel bir hassasiyet gösterildiği kanaatindeyim. Örneğin daha film açılırken ekranda “Gürcü dili ve Türkçe’nin cinsiyetsiz (gender-neutral) olduğuna” vurgu yapılıyor. Zannediyorum ki farklı dillere çevrildiğinde kullanılacak zamirler için bir açıklama bu. Öte yandan, senaristliğini de Levan Akın’ın yaptığı filmde kurulan Türkçe diyaloglar hayranlık uyandıracak denli doğal.

Film, trans kimliklerin sade ve güçlü bir şekilde temsil edildiği ender yapımlardan biri. Karakterler, dramatik bir kurban anlatısından ziyade, kendi varlıklarını olağan bir gerçeklik olarak yaşayan bireyler olarak çizilmiş. Trans bireylerin (aslında Suriye göçmenleri dahil ötekileştirilmiş tüm grupların) İstanbul’daki dayanışmaları, bir hayatta kalma pratiği olarak samimiyetle yansıtılmış.

Sözün özü, 74. Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde açılış filmi olarak gösterilen “Crossing”, Gürcü kültürüne, İstanbul’a ve trans topluluğuna dair güçlü ve dokunaklı bir anlatı sunuyor. Filmi, içtenlikli hikayeleri seven herkese öneririm.

İyi seyirler.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin