13.03.2025, Perşembe

Tacizkar erkekleri ve onların ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak ve hatta gözetmek de tacize uğrayana düşüyor…” Funda Şenol yazdı.

Kuru ekmek çalan yoksul bir insan ile fırsattan istifade kalabalık bir otobüste, kadınları taciz eden erkekleri aynı kefeye koyan bu yaklaşım, erkeklerin fıtratları gereği kadınlardan farklı olarak arzularını tatmin etmek zorunda olduklarına denk düşüyordu. Funda Şenol yazdı.

Yıllar önce oğluma ilk cep telefonunu almıştık. Telefon münasebetsiz saatlerde sık aralıklarla çalıyor, arayanlar Buse’yi soruyorlardı. Üç beş derken anladık ki oğlanın kullandığı hattı daha önce bir eskort kullanıyormuş. Yine bir gece yarısı çalan telefonu bu kez ben açtım. Muhatabım benim Buse olduğumu düşünerek randevu istedi. Bıkkınlık ve öfkeyle, hattın artık bir çocuğa ait olduğunu ve rahatsız olduğumuzu izah etmeye çalışırken bana “Abla bi yannışlık olmuş, kusura bakma amma bizim de ihtiyaçlarımız var” demesin mi?! 

90’ların gazete arşivlerini tararken karşıma çıkan bir köşe yazısı bana bu muhavereyi hatırlattı. Hâlâ hayatta olduğunu ve düşük de olsa bu konuda yıllar içinde farklı bir bilinç geliştirmiş olma ihtimalini hesaba katarak söz konusu kadın yazarın ismini vermeyeceğim. Yazıda, feministlerin başlattığı cinsel tacize karşı mor iğne kampanyasından (kampanyayla ilgili ayrıntılı bilgiye şu linkten ulaşabilirsiniz) bahsediyor, bir kadının bedenini korumasının haklı bir çaba olduğunu neyse ki kabul ettikten sonra “ama”yı yapıştırıyordu. Hem de edebiyattan bir örnek vererek:

“İyi ama, biz daha küçücük bir kızken, ekmek çaldığı için küreğe mahkum edilen Jean Valjean’ın acıklı hikayesini okuyup onun için gözyaşı dökmemiş miydik? Şimdi neden aynı affediciliği cinsel açlıktan bitap düşmüş o titrek ellerin sahiplerine göstermiyorduk?” 

Ne buyurulur buna? Bu hesapça tacizkar erkekleri ve onların ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak ve hatta gözetmek de tacize uğrayana düşüyordu. Eğer gözetmezse Valjean’a acıma duymayan katı kalpli bir insandan farklı kalmayacaktı. Kadın yazar tacizciyi eyleminden vazgeçirmek için bir söz veya bakışın yeterli olacağından emindi. Buna rağmen iğne taşımak ve gerekli gördüğünde bunu faile batırmakta diretmenin ardında, “hayatını Jean Valjean’ın cezalandırmaya adayan polis müfettişinin sakatlanmış ruhunu çağrıştıran bir şey vardı.”

Kuru ekmek çalan yoksul bir insan ile fırsattan istifade kalabalık bir otobüste, meydanda, ara sokakta kadınları taciz eden cüretkar erkekleri aynı kefeye koyan bu yaklaşım, erkeklerin fıtratları gereği kadınlardan farklı olarak arzularını tatmin etmek zorunda olduklarına, bu ihtiyacın muhatabının isteği hilafına da olsa karşılanması gerektiğine denk düşüyordu. Buse’den randevu almayı kafaya koyan, tepkiyle karşılaşınca da ihtiyaçlarını bahane eden, toplumun ona bonkörce sunduğu ayrıcalıklarına sımsıkı sarılmış küstah erkek gibi. 

Yazarımız dur durak bilmiyordu: “Güzel bulduğu bir kadına bakan bir erkek pis pis bakışlarıyla kadını rahatsız etmekle suçlanıyor. Bu bakışları pis yapan şey nedir? Taşıdığı arzu mu? Arzu pis bir şey midir? Ya da ancak karşılık bulunca mı temizlenir?” diye soruyordu. Şu küstah ve cüretkar ‘Ellere var, bize yok mu?’ sorusunun 90’ların yaygın tabiriyle demagog bir ‘beyaz Türk kadını’ tarafından usturuplu hale sokulmasıydı. Arzu pis bir şey değildi tabii ama saldırgan bir şeye dönüşebilirdi ve evet, karşılık bulması arzuyu tacizkar olmaktan çıkarırdı. Karşılık bulmak fiilinin de sorunlu olduğunu eklemeden edemeyeceğim. Üzerine ayrıca konuşmamız gerekiyor bunun. Onay kültürüne ters düşen durumlar ve bazen istemediğimiz şeyleri kabullenmeyi yahut istediğimizi sanmayı beraberinde getiren deneyimler. Cinsel saldırganlık böyle bir mecrada kolay yaşam alanı buluyor. 

Kadın yazarımız köşesinden başta feministler olmak üzere tüm kadınlara akıl vererek yazısını noktalıyordu: “Neden bu kadar çok şeyden taciz olduğumuz üstüne biraz kafa yorsak. Sakın biz kadınlar ta küçüklüğümüzden bu yana cinsellikle ve bedenimizle ilgili her şeyi kirli, ayıp ve müstehcen görmeye koşullanmış olmayalım?” Tüm yazı boyunca yaptığı tek doğru tespit son cümle olsa gerek. Evet, küçüklüğümüzden beri bize telkin edilen bu. Erkekler ise tam tersine ta küçüklüklerinden beri cinsellikle ve bedenleriyle ilgili her şeyin bir gurur vesilesi, bir performans göstergesi olarak sunulduğu bu kültürde, cinselliklerini uluorta dillendirip saldırganca sergiliyorlar. Yine Buse’yi arayan malum erkeği analım.

Aynı gazetenin aynı sayısında bir erkek meslektaşının iyimserlik üzerine yazısından alıntı yaparak bu söylediğime kanıt sunmuş olayım. Ki bu yazar hala çok faal, ünlü ve farklı bir bilinç geliştirmediğine neredeyse emin olduğum biri: “Mini etekli kızlar gördüğümüzde, etrafta tanıdık kimse de yoksa, bir fiyakalı ıslık çalacağız, kız aldırmasa da boşverin, niyetimiz kötü değil zaten, beğenimizi ifade ettik o kadar, ıslığımızla iki kişilik bir sevinç notası üfledik, kız kızgın baksa da aldırmayın, iyi çalınmış bir ıslık kızların da hoşuna gider.” Evet, üçüncü sınıf Yeşilçam filmlerinde tecavüzcü Coşkun’dan sık duyduğumuz üzre, ‘Boşuna çırpınmayalım, bizim de hoşumuza gidecek!’ Karizmatik yazarımızı keyiflendirmek boynumuzun borcu.

Erkek yazar şaşırtmıyor insanı ama beyaz Türk kadın gazetecinin yazdıklarına bakarak hayatında hiç tacize uğramamış, zorbalık görmemiş, kendini korumak zorunda kalmamış olduğuna hükmedebilirsiniz kolayca. Ama kazın ayağı öyle olmuyor genelde. Yaptıkları iş gereği, kültürel ve sınıfsal mensubiyetlerinin etkisiyle erkek meslektaşlarının hizasında konumlanmayı yeğliyor, daha doğrusu buna mecbur kalıyor bu kadınlar. ‘Ben hiç ayrımcılık yaşamadım, hiç taciz edilmedim’ dediklerinde güçlü ve dokunulmaz olduklarını ifade etmeye çalışıyorlar. Böylesi olaylar zayıfların, alt sınıfların başına gelir, diye düşüneni de var. Yahut da cinsiyet körlüğünden mütevellit, yaşadıkları şeyin taciz, zorbalık olduğunu fark edemiyorlar. Hasılı yine geldik düzen sorununa. Kadını kadına düşman eden düzene yani. 

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin