Evcil hayvan üretim ve ticaretine izin vererek, sokakta yaşayan hayvanları barınaklara hapsetmek sokakta yaşayan hayvan popülasyonunu kontrol altına almıyor. Kanada’dan bir örnek. Yılmaz Ruhi Demir çevirdi.

Türkiye, Ağustos 2024’te yürürlüğe giren Katliam Kanunu’yla, sokakta yaşayan hayvanları barınaklarda hapsedip, öldürürken bir yandan da nların üretim ve ticaretine izin veriyor. Peki, bu durum iddia edildiği gibi sokakta yaşayan hayvanların popülasyonunu azaltır mı?
Başka ülkelerdeki benzer deneyimler aksini gösteriyor. Onlardan biri Fransa.
Kanada’da Covid 19 Pandemi döneminde artan sahiplenme için izin verilen evcil hayvan üretim ve satışı bugün hayvan refahını olumsuz etkilediği gibi toplumsal bir soruna dönüşmüş halde.
Mickaël Meunier’nin Le Quotidien’de 25 Ocak’ta yayımlanan “Barınaklar: Toplumsal bir sorunun yükünü omuzluyor, hiçbir destek görmüyoruz” haberini Yılmaz Ruhi Demir çevirdi.
Serbest ya da terk edilmiş hayvanları kurtarmak asla kolay bir iş olmadı. Dahası, bir finansman yokken, faturalar birikmişken ve görev de kapıda beklerken barınak sahiplerinin ihtiyaçları karşılamak için yaptıkları şey büyük bir fedakarlık ve dirayete dönüşüyor.
Bilinmedik şey değil. Pandemi sonrası bölgedeki bütün hayvan barınakları için kabusa döndü.
Geçtiğimiz güz Le Quotidien’e verdiği bir röportajda, La Passion de Rubie barınağının sahibi Rubie Bergeron şöyle diyor: “İnsanlar evlerinde yalnız ve izole kaldıkları için hayvan sahiplendiler. Tamamen çılgın bir sahiplenme dalgası vardı. Herkes ansızın bir köpek ister hale geldi. Başta her şey yolundaydı fakat bir süre sonra hakikat pek çoğunun kapısına dayandı. Bir köpeğe sahip olmak sadece bir eğlence değil, peşi sıra sorumluluklarla gelen bir şey.”
Olacaklar oldu. Kapanma bittikten hemen sonra, pek çok yeni köpek sahibi bu yeni sorumluluklarından sıkıldı ve hayvanlarını terk etmeye karar verdi.
“Bir köpek, insan gibidir. Bir köpeğin de gelişimi esnasında tıpkı bir çocuk gibi, bilhassa da ilk yılla beraber, davranışlarının yeniden çerçevelenmesi gerekebilecek aşamalar söz konusudur. Hırlayan, havlayan, mobilyaları dişleyen bir köpek olabilir. Ona bu konuda yardımcı olmanız ve onu eğitmeniz gerekir. 2022’de bunun fazla geldiği hayli insan oldu. Böyle olunca da barınaklarda korkunç sayıda köpek birikti” diye devam ediyor Bergeron.
Bugün her ne kadar pandemi geride kalmış ve kitlesel terk hadisesi seyrelmiş de olsa, barınaklarda artık nefes alacak yer kalmadı.
Alma’da bir barınak sahibi kadın da şöyle diyor: “Bugün hala 2021-2022’de zirve yapan yasa dışı üretimin sonuçlarını yaşıyoruz. O dönemde yüksek bir köpek talebi söz konusu olduğu için, bunu fırsat bilenler de oldu ve izinsiz bir şekilde üretime geçtiler. Bütün bunlar ne etik bir şekilde ne de kontrol altında yapıldı. Tıpkı bir fabrika gibi Alman çoban köpeklerinin üretildiği, metruk binalar gördük. Bir yerde, açlıktan ölüme yatmışken birbiri üstüne işeyen 40 köpek vardı, bu hayvanların bir haysiyeti yok mu?”
Kısıtlı kaynaklar
Haysiyet, barınakların terk edilmiş hayvanlara sağlamaya çalıştığı tek şey. Fakat haysiyetin bir bedeli var. Her yeni hayvan beslenmesi gereken bir ağız, sürdürülmesi gereken bir koruma ve önlenmesi gereken hastalıklar demek. “Bunlar da haftada binlerce dolar demek. Rescapés Poilus Sag/Lac sayfasının yöneticisi ve Laterrière barınağı sahibi Marc Villeneuve şöyle özetliyor durumu: “Sadece veterinerde, en basit aşılar ve kısırlaştırma ile bile bu tutar dehşet hızda artıyor.” Aylık on binlerce dolara varan bu giderlerin, gelirlerle dengelenmesi şart, aksi taktirde hiçbir şey işlemez.
“Belediyeler bizim vekil dediğimiz yerlerle sözleşme yapıyor. Ben de Saguenay’da bir kaç yıl kadar vekillik yaptım. Vekil iseniz işlerinizi düzgün yürütebilmek için belli ve düzenli bir gelirden faydalanırsınız. Buna karşılık olarak da hiçbirini reddetmeden bütün serbest ve terk edilmiş hayvanları toplamanız şartı vardır. Büyük bir görev fakat en azından destekleniyor.” diye devam ediyor Villeneuve.
Yine de bu bahsi geçen finansal destek o bölgedeki bütün barınaklara sunulmuyor. Bulundukları bölgede belediyenin “altında” çalışmayan barınaklar kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılamak ve ay sonunu kendi kendilerine getirmek durumundalar.
Rubie Bergeron şöyle ifade ediyor: “Benim tek gelir kaynağım sahiplendirmeler. Sahiplendirilen hayvanlar olmasa hesaba para da gelmiyor. Diğer yandan hesaptan on binlerce dolar uçup gidiyor. Devasa bir baskı var.Çalışanların maaşlarını ödemeliyim, köpeklerime mama almalıyım, dahasıQuébec Tarım, Balıkçılık ve Gıda Bakanlığı’nın aralıksız değişen standartlarına uygunluk göstermemiz için hayata geçirmemiz gereken yenilikler de var. Bu yük artık taşınabilir değil, özellikle de bunu hayvanları sevdiğimiz için yaptığımız düşünülürse…”
Bu durumda ortaya şu soru çıkıyor: Barınakların finansman modeli yeniden mi gözden geçirilmeli?
La Passion de Rubie işletmecisi sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bu tartışmayı bir defa kolektif olarak yürütmemiz şart. Durum şu, terk edilen ya da serbest hayvanlar toplumsal bir mesele. Biz barınaklar da toplumsal bir meseleyi omuzluyoruz ve buna mukabil bir destek de almıyoruz. Bazı günler alıp başımı gidesim geliyor fakat sonra kalıp devam ediyorum çünkü hayvanlara karşı çok büyük bir sevgi besliyorum ve inanıyorum ki onlara daha iyi bir hayat sağlayabilirim.”





Bir Cevap Yazın