Şimdi buradan bakınca bu hayvanlara açılan bir savaş değilse ne? Güliz Gündüz yazdı.

Fotoğraf: Mamak Belediyesi Hayvan Barınağı, 16 Aralık 2024, muzır.org

Kapı. Kapıyı tekmelediler, parçaladılar, kapıyı. Annem çığlık attı, haykırdı… kuş için, hayır, annem… çığlık attı… bir şey dediği… “beni götürün” dedi, sanırım annem… ama sonra, ama sonra, ama onlar biliyorlardı, mısır tarlasındaydı, mısırların arasında, mısırların içine saklanmıştı ama biliyorlardı, kim söyledi onlara, ve annem çığlık attı, ve annem çığlık attı ama onlar tarlalardan geçtiler, yangın gibi, öyle hızlı, mısırları ezdiler, ve onu kopardılar, bir ot gibi, köklerinden kopardılar, mısırların arasından kopardılar, ve annem çığlık atmaya devam etti ama hiç sesi çıkmıyordu, ve…

Onu götürdüler baba, Alexis’i götürdüler…” ARİEL DORFMAN

Yıl 2003. Üniversiteye başladım, başlar başlamaz tiyatro topluluğuna girdim, ailem tiyatro okumamı istemedi, biyoloji bölümünde okurken dersleri asıp tiyatro topluluğunda vakit geçiriyordum. Dorfman’ın oyunlarıyla orada tanıştım. Okuduğum andan itibaren tüylerimi diken diken eden bu tiradı aklıma mıh gibi kazıdım. 

Aynı yıl… Irak’ta bombalar patlıyor. ”Irak’ın  özgürleşmesi” adı altında, kapitalizm önüne gelen her şeyi yıkıp, insan ve hayvan bedenlerinden mükellef bir sofra kurup semirdikçe semiriyor… Sokaklarda insanlar, hayvanlar avlanıyor, bir şekilde hayatta kalan kuşlar erken göç ediyor… Gökyüzü bile ablukada…

Suriye, Filistin ve daha nice savaşlarda insanlar gibi hayvanlar da öldürüldü, evleri bildikleri sokaklarda… bir anda… ne olduğunu anlayamadan… Çığlıklar, bomba sesleri, koşturmalar devam ederken, saklandıkları bir köşe başında, bir yıkıntının arasında, ne olduğunu anlayamadan öldürüldüler… ne olduğunu anlayamadan…

Çünkü hayvanların kelimelerinde savaş yoktur. Hayvanların kurdukları dünyada bombalar patlamaz, birbirlerini silahla vurmazlar, zorla savaştırılmak yoktur… Onların dünyalarında yemek yemek, su içmek, oyun oynamak ve kendi bölgelerini korumak vardır: “Bölgemden uzak dur, beş metre öteden dolaş, seni tanımıyorum, bana fazla yanaşma…”

Plan yok, strateji yok, silah yok, gasp yok, bomba, füze yok… 

Yıl 2021… “Devrim gibi yasa getiriyoruz” dedikleri Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikler hayvanların öldürülmesine yol açan koca bir kara deliğe dönüştü. 

Hayvanlar için her sokak savaş alanı oldu… “Yasaklı” ilan ettikleri bazı ırklar adına barınak dedikleri toplama kamplarına tıkıldı, öldürüldü ya da şu an hâlâ ölümü bekliyor. 

Bir yandan da sokak hayvanlarına karşı korkunç bir nefret politikası başladı. Yandaş medya ve troller eliyle hayvanların boğazına yapışan Demir Ökçe, hayvan cinayetlerinin cezasız kalmasına, hayvanların “yalan saldırı haberleriyle” toplama kamplarına tıkılmasına, hayvana yönelik şiddetin artmasına ve bunun meşrulaştırılmasına yol açtı. 

Para kazanamadığı her şeyi bir kalemde harcayan kapitalizmin sıradaki hedefi hayvanlardı. Yıllardır işe giderken günaydınlaştığımız, işten gelirken oyunlar oynadığımız hayvanlar bir anda canavar ilan edildi.

Yıllar önce “Hayata Dönüş Operasyonu” adı altında insanlara benzinli battaniye verenler, hayvanların refahı için “barınaklarda misafir” edilmelerini buyuruyorlardı. 

Misafir edilen hayvanlar Konya Barınağı’nda kafasına kürek vurularak öldürüldü, Gölbaşı Barınağı’nda aç bırakılarak öldürüldü, Beykoz Barınağı’nda işkenceyle öldürüldü, Yalova Barınağı’nda kalplerine çamaşır suyu enjekte edilerek öldürüldü… Bilecik, Bayburt, Diyarbakır, Aksaray… Türkiye’nin neredeyse her ilinde “misafir” ettikleri hayvanları öldürdüler. 

Sonra “doğal yaşam alanı”… Buralara 6 bin hayvanı tıkacak yeni hapishaneler inşa etmeye başladılar. Hayvanları toplama ihaleleri dağıtarak, onları öldürüp üzerine para kazanabilecekleri yeni bir sistem kurdular.

Hayvanların üretilmesi ve satılmasını yasaklamadılar, hayvan dövüşlerini durdurmadılar, kısırlaştırma merkezleri kurmadılar ve artan popülasyonun bütün bedelini hayvanları kullananlara değil; bizim gibi kendi hayatının öznesi olan hayvanlara ödettiler… Hayvanlar bu faturayı biricik hayatlarıyla ödediler.

Şimdi buradan bakınca bu hayvanlara açılan bir savaş değilse ne?

Hiç denk geldiniz mi bilmiyorum, belediye çalışanlarının mahallenizde yaşayan köpeği tüf tüfle ya da boğma aparatla alıp götürmesine. Ben çok denk geldim. Ve aklıma kazınan Dorfman’ın cümleleri kulaklarımda yankılandı: “Ve annem çığlık attı ama onlar tarlalardan geçtiler, yangın gibi, öyle hızlı, mısırları ezdiler, ve onu kopardılar, bir ot gibi, köklerinden kopardılar, mısırların arasından kopardılar, ve annem çığlık atmaya devam etti ama hiç sesi çıkmıyordu, ve…”*

One response to “Onu götürdüler…”

  1. SERAP ALTINKILIÇ avatarı
    SERAP ALTINKILIÇ

    Müthiş güzel bir yazı kaleme alınmış. Defalarca okuyarak X hesabımdan alıntılayarak paylaştım.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin