Çünkü insan sevdiği biri için gerçekten endişelendiği zaman işe yaramayacağını bilse bile hesaplı ve motivasyonel hareket edemeyebiliyor. Bak burada bu hataların yapılmışı var, sen yapmayıver, olmaz mı? Olmuyor. Öyle geliyor ki, psikolojik olarak kolektif bir ileri gidiş mümkün ve biz bu şansı kaçırıyoruz. Cansu Özge Özmen yazdı.

Bizi tehlikelerden uzak tutan korkularımız var. Bunları evrimsel süreçte edinmiş olsak da bazıları artık işlevsel değil. Mesela böceklerdense arabalardan korkmak daha makul…

Bir de keşke kolektif bir hafızamız olsaydı da başımıza sıkça gelen durumlara yönelik tepkileri içgüdüsel şekilde verebilseydik. Özetle, birçok musibete uğramadan önce başvurulabilecek bir nasihatler veritabanı…

Böyle bir hafızanın ülkelerin siyasi tarihlerine ne kadar etkisi olacağını hesap etmek güç. Çünkü “bunları tekrar yaşamak zorunda mıyız” sorusunu yönelttiğimiz durumlar bilerek ve isteyerek bizi bir kısır döngüye hapsetmek için özenle inşa edilmiş olabilir. Ancak, bireysel ilişkilerde böyle bir hafıza işe yarayabilir. Örneğin çok sevdiğimiz birinin sonunu öngördüğü halde içinden çıkamadığı süreçlerde debelenmesi ve ona yardım edemememiz çok sıkıcı. Benzer şekilde içinde bulunduğumuz durumun sonundaki musibeti tecrübe eden kişinin de bizi ikna edemeyişi.

Şaşırtıcı sayılmaz, çeşitli psikolojik deneyler insanların nasihate olumsuz tepkiler verdiğini gösteriyor. Madem öyle neden çoğumuzda “düzeltme refleksi” var? İşte evrimin işlevsiz kalıntılarından biri. 

Öncelikle, nasihat veren ve nasihat alan arasında asimetrik bir ilişki var. Bu asimetri nasihat alanın özgüvenini zedeliyor. Reaktans ya da psikolojik tepkisellik kuramına göre, insanlar özgürlüklerinin, karar verme ve seçim yapma şanslarının kısıtlandığını hissediyorlar ve bundan hoşlanmıyorlar. Dolayısıyla siz onlara nasihat verirken genelde içlerinden şöyle diyorlar: “Sen kendi ilişkine bak”, “Sorduk mu?” ya da “Hayat benim hayatım, sana ne oluyor?”

“Yetişkinlere tam bağımsızlık” günümüzün önkabulü. Ancak evrimsel olarak sosyal ilişkilerin devam etmesinin nedenlerinden biri de işbirliği ve dayanışma. Bunun aksi olarak nasihatin ters tepmesi, zaten asimetrik olan ebeveyn-çocuk ilişkilerinde sıklıkla görülüyor. Belli genetik özellikleri paylaştığınız kişinin, özellikle de size benziyorsa, benzer hatalar yapmasını izlemek çok zor; musibete uzanan taşlar tam olarak aynı şekilde döşenmese de…

Böyle bir durumda yapabileceklerimizden biri modelleme. Yani madem çok iyi biliyoruz, nasihat vermek yerine o kişiye örnek olabiliriz.

Yani, bak “Senin anneannen meme kanserinden ölmüş, ben de içtim kanser oldum, sen bırak” demek yerine, sigara içmiyoruz.

“Duymak değil, söylemek inanmaktır” şiarıyla hareket ederek, onu zaten çelişik duygular içinde olduğunu tahmin ettiğimiz durumla ilgili tarafsız bir şekilde dinliyor ve eleştirileri kendisinin ifade etmesini sağlayabiliriz. Böylece asimetrik ilişkiyi ters yüz ediyor, kişiye kendi durumundakine nasihat vermesini sağlayarak onun özgüvenini artırıyoruz. Kişilere özyeterliliklerini artıracak telkinlerde bulunmak ve doğruyu yapmalarını ümit etmek nasihatten daha etkili oluyor.

Eskiden bağımlı kişilere uygulanan “yanlış yaptığını durumu anlat, çözüm sun, direnirse daha sert bir şekilde baştan başla” yöntemi işe yaramıyormuş. (White &Miller 2007). 

Davranış değişikliklerine dair yapılan deneylerde de bu durum görülmüş. Kişi davranışını değiştirmek istese bile, ona yaptığının yanlış olduğu ve davranışını değiştirmesi gerektiği söylendiğinde işler ters gitmiş ve şu tepkileri vermişler: öfke, savunmaya geçme, rahatsızlık, zayıflık.

Ancak kişilere değişikliği neden ve nasıl yapacağı sorulduğunda denekler şunları hissetmiş: ilgili, işbirliğine gönüllü, değişime açık, anlaşılmış. Bu yaklaşımın bir ismi de var: motivasyonel sorgu. (Miller&Rollnick, 2013). 

Makul ve basit bir yöntem olduğunu düşünsek de kurduğumuz iletişimin çoğunun böyle ilerlemediğini görüyoruz. Makul ama kabullenemiyoruz. Çünkü insan sevdiği biri için gerçekten endişelendiği zaman işe yaramayacağını bilse bile hesaplı ve motivasyonel hareket edemeyebiliyor. Bak burada bu hataların yapılmışı var, sen yapmayıver, olmaz mı? Olmuyor. Öyle geliyor ki, psikolojik olarak kolektif bir ileri gidiş mümkün ve biz bu şansı kaçırıyoruz. Evet, evet biliyorum, herkes biricik ve kendi biricik hatalarını yapmak zorunda. Sonunda ölüm bile olsa…

Geçen ay Meme Kanseri Ayı’ydı. İnsanlara meme ultrasonu çektirmelerini söylemek istedim. Elle muayene çok önemli olmasına rağmen, ben elle muayenede tümörümü fark etmemiştim. Pembe toplar ve kurdeleler ne kadar etkili oluyor bilmiyorum. Kanser kelimesinden bile kaçınan insanlar MEME KANSERİ seminerlerine gidiyorlar mı ondan da emin değilim. Tanıdıkları birinin meme kanseri olması, erken teşhis edilmesi ve en azından şimdilik ölmemesi birçok insan için bir avantaj haline dönüşmeli diye düşünüyorum. O yüzden de yazıyı motivasyonel bir sorguyla bitirmek istiyorum.

Meme kanserinde erken teşhisin önemini biliyor musunuz?

Erken teşhis edilebilmeniz için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?

Yanıtları bilmeniz ne kadar güzel, sizi takdir ediyorum, öz yeterliliğiniz ne kadar yüksek.

MHRS’yi açıp altı ay sonrasına jinekolog randevusu almak ister misiniz? (Bu mesela olmadı, çünkü ona ne yapacağını söyledim. İnsanlar onlara ne yapılacağının söylenmesinden hoşlanmıyor)

Erken teşhis sizin için ne kadar önemli? (Ölmemek yani, ama bunu söylememeliyiz, savunmaya geçer).

Yapmanız gerekenleri yapmak konusunda yardıma ihtiyacınız var mı? (Bu da riskli, özgüvenini zedeleyebilir). 

Bu sorular işe yaramıyorsa şunu söylemek istiyorum. Ölüm korkusu, zaten sürekli bastırarak yaşadığımız ölüm korkusu,ameliyathanelerde, kemoterapi odalarında öyle bir üstünüze çöker ki, sadece altı ay önce ultrasona gitmiş olsaydınız bu ağır sisle hiç karşılaşmayacağınızı düşünür, bir yandan kemoyla zehirlenir bir yandan da kendinizi yer bitirirsiniz. 

Lütfen memelerinizi doktora götürün. Onlar size iyi kötü yıllardır eşlik ediyorlar. Siz de gidin bir hatırlarını sorun bakalım, nasıllarmış.

2 responses to “Nasihat, musibet ve meme”

  1. Nefis yazınıza teşekkürler. Ben Göğüs cerrahisi uzmanıyım. Ülkemizde meme hastalıkları Genel cerrahi branşı uzmanlığındadır. Polikliniğime her gün meme muayenesi için bir sürü kadın geliyor. “Göğüslerime baktıracaktım” diyerek… Aslında Türkçede “göğüs” kafesi akciğerleri, diğer iç organları ve kaburga kafesi kemiklerini içeriyor. Polikliniğime gelen kadınlara en azından “meme” dedirtmeyi hedefliyorum. Öyle zor ki. Eril düzende meme demeyi de unutturdular, hatırlatacağız. Memelerimiz sağlıklı olsun, tabi göğsümüz de açık, ak ve gururlu.

  2. Memelerini neredeyse 10 yıldır doktora götürmüş biri olarak yazıyorum. Bir mememin alınmasına sebep olan lezyon 7,5 cm olana kadar kimse müdahale edelim demedi. Bu süreçte birçok kontrole giden ama zamanında teşhis alamamış kadınla tanıştım. Yine meme kanseri olup memesini aldırmış ve tekrar nüks ettiğinde bunu teşhis ettirememiş kadınlarla da. Derdinizi anlıyorum ve elimizde daha iyi bir şey de yok ama keşke doktora gitmek yeterli olabilseydi. Ben de bu konuda kendi deneyimimi anlattığım bir yazı yazdım; https://yaziyaban.com/tani-duktal-karsinoma-in-situ-0-evre-meme-kanseri-kanser-onculu-veya-birtakim-riskli-seyler/.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin