Birçok kedili kadın tanıyan kedili bir kadın olarak, kedili kadın olduğum için hayatımın kısıtlanmasından hoşlanmıyorum. Birçok kedili kadın da yaşamak istiyor. Hayatı seviyor.”

Cansu Özge Özmen yazdı.

“Crazy cat lady” ya da Türkçeleştirilmiş haliyle deli kedili kadın ya da kedili kadın çok eski bir arketip. Arketipler, toplumsal bilince yerleşmiş, belli özellikleri içinde barındıran referans noktaları. Bazı arketipler stereotipler haline geliyor. Stereotipler ise bir grubun bazı özelliklerinin genellenerek ve yüzeysel bir biçimde etiketlenmesinden doğan klişeler toplamına verilen isim. Kedili kadın stereotipinin bazı sözde özellikleri, nevrotik, mutsuz, orta yaşlı, bekar, boşanmış ya da dul, çocuksuz, insan düşmanı, çok sayıda kediye bakan, bakımsız, çirkin olarak listelenebilir. Bekar ya da boşanmış kadınlar tarihin birçok döneminde düşmanlaştırılan, marjinalize edilen hattâ öldürülen bir demografik grup olageldiler. Hindistan’da dul kadınların kendilerini yaktığı “sati” ritüeli, özellikle 19. yüzyılda cinsel açıdan aktif olmayan yani partnersiz kadınlara konulan “histeri” teşhisi ve birçok dönemde “cadı”lıkla suçlanan kadınların yakılması ya da asılması gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. Kedilerin de kadınlıkla özdeştirilen doğurganlık, iyi annelik (birçok hayvanla da özdeştirilebilecek) özellikleri, mesela Mısır’da kutsal addedilmelerine neden olurken, bu etki zaman içinde kaybolmuş: “Geç Mısır geleneğinde, İsis aslan tanrıça Sekhmet ve kedi tanrıça Bastet ile asimile edildi. İsis, imgesinde en yüksek maneviyat türünü barındıran bir tanrıçaydı […] ama aynı zamanda Ana Tanrıça’nın en karanlık yönlerini de içeriyordu […] Bakire Meryem bu özellikleri miras aldı, ancak Hristiyan dini yalnızca yüce ve manevi yönleri, örneğin saflık, kutsallık vb. korudu. Toprağın verimliliği ve onun karanlık tarafıyla ilgili yönler asla tanınmadı” (Von Franz, 2016, 45). Kedilerin, bekar kadınlar gibi toplumsal ahlakı bozduğu düşünülen birçok davranış biçimleri de tarih boyunca öne çıkarılmış. Örneğin farklı partnerlerle çiftleşip tek batında farklı babadan yavrular doğurabiliyorlar. Eğitilmeleri, boyun eğdirilmeleri, tahakküm altına alınmaları köpeklerle kıyaslandığında çok daha zor. Sessizler, avlarına sinsi bir şekilde yaklaşıyorlar. Güvenlerini kazanmak için zamana ihtiyacınız var. Kediler de tarih boyunca kadınlar gibi bir yandan ulvileştirilmiş bir yandan da şeytanlaştırılmışlar. Doğurganlık, yaratıcılık bir yanda, yıkıcılık ve şeytanla iş birliği sonucunda cennetten kovulma diğer yanda… (Fransin, 2022, 174). 

Peki gerçekten de kedi bakanların çoğunluğu kadın mı? Bu konuda yapılmış çalışmalardan, coğrafi bölgelere göre farklı sonuçlar çıksa da birkaçından söz edebiliriz. 2017 yılında Amerika’da Y kuşağıyla yapılan bir araştırmaya göre kadınların yüzde 35’i kedi bakarken, erkeklerin yüzde 48’i kedi bakıyor. Malezya’da 2022 yılında yapılan bir çalışmaya göre kadınların yüzde 59’u evde kedi bakıyor. Yaştan bağımsız yine Amerika’da yapılan başka bir araştırmaya göre kadınların yüzde 25’i, erkeklerin ise yüzde 21’si evde kedi bakıyor. Kedi bakanların yüzde 60’ı evli. 2017 yılında Birleşik Krallık’ta yapılan bir araştırmaya göre ise evde kedi bakanların üçte ikisi erkek. İtalya’da yapılan bir araştırmaya göre ise kedi bakanların yüzde 67’si evli, yüzde 12’si bekar, yüzde 12’si boşanmış, yüzde 7’si ise dul. Bu araştırmalar çelişkili sonuçlar verse de bazı mitleri yalanlamaya yetecek veriyi sunuyorlar. 

Niye böyle bir arketip ve stereotip oluştuğundan söz ettiktenve istatistiklerin bunları destekleyip desteklemediğinden söz ettikten sonra nasıl kedili kadın olunacağına geçelim. Bunun için bazı önkoşullar mutlaka var. Örneğin, zor durumda olan herhangi bir canlıya yardım etmek istemeniz gerekir. Olumsuz stereotipin çağrışımlarını kullanacaksak, bir Tanrı ya da Süpermen kompleksiniz olması gerekir. Bir canlıyı hayata döndürüp ona asgari koşulları sağlamak, zor durumda ve acı çeken birini iyileştirip, onu huzurlu bir şekilde uyurken görmekte kuşkusuz ikincil bir çıkar var. Ancak bu çıkarları nötrleyebilecek bazı dezavantajlar da var. Bunlardan ilki acıya maruz kalıp travmatize olmak. İkincisi ise hayvana herhangi bir müdahale için güvenemediğimiz belediyeler göz önünde bulundurulduğunda yapılan veteriner masrafları. Asgari ücretin iki katını kazandığımız bir senaryoda (34 bin TL civarı) bir kedinin bacağının kırıldığını ve diyaframının yırtılmış olduğunu düşünelim. Bacak operasyonun 5 bin TL, diyafram operasyonunun da 8 bin TL tuttuğunu düşünelim. Buna iki haftalık yatış parasını ve ilaç ücretlerini ekleyelim. Kediyi salmadan önce kısırlaştıralım ki daha fazla üremesin. Toplamda 23 bin TL’lik bir masrafla karşı karşıyayız. Veteriner hekimimiz bizi tanıdığı için 3 bin TL indirim yapsın. Maaşımızdan bize 14 bin TL kaldı. Kredi kartı asgari ödemesini yapamadık ve kiramızı ödeyemedik. Tanrı kompleksimizi de bu yokluk içinde çok fazla tatmin edemeyeceğimizi göz önünde bulundurmak gerekir. Tabii ki her ay bu kadar masrafımız olmayacaktır. Dostlarımızdan ya da sosyal medyadaki tanıdıklarımızdan destek de alabiliriz.

Bazı durumlarda kedi iyileştikten sonra bile sokağa dönemeyebilir. Sakat kalmış olabilir, kronik bir rahatsızlığı olabilir veya düzenli ilaç kullanması gerekebilir. Bu durumda kediye ilan açar ve ona bir ev bulmaya çalışırız. Kedi büyük ihtimalle safkan bir kedi değildir. British Shorthair değildir. Yetişkindir. Kedi bakma fırsatı ve isteği olan insanların büyük bir çoğunluğu safkan ve yavru bir kedi isteyecektir. Ayrıca belli renklerdeki ve tüy uzunluğuna sahip kedilere daha çok rağbet olurken, kısa tüylü siyah bir kediye ya da tekire aynı ilgi gösterilmez. Kedi o esnada evimize alışır, onu salamayız. Pansiyona koyabiliriz tabii ki, ayda ayıracak en az 5 bin TL’miz varsa. 

Bazen adeta bir mucize olur. İlana yanıt gelir. Kediyi evine almak isteyen kişiye bir sürü soru sorarsınız. Bu süreç biraz da ironiktir çünkü aklınızda her zaman şu soru olur: her yer kedi dolu, gerçekten isteyen biri o kedilerden birini çoktan almış olurdu. Neden bu kediyi alsın? Neden benim onu sorularla sıkıştırmama ve kediye ölene dek bakacağına emin olmaya çalışmama harcayacak sabrı olsun? Ama böyle insanlar var. Bir şekilde zor durumda bir hayvana rastlamamış, başkasının verdiği emeği takdir etmiş ve hem size hem de ihtiyacı olan kediye bu şekilde yardım etmek istemiş. Gidip aileyle tanışırsınız. Böyle insanlar da varmış dersiniz, insanlığa dair içinizde engelleyemediğiniz bir umut yeşerir. Sözleşme imzalarsınız ya da imzalamazsınız. Lütfen dersiniz, bir sorun olursa bana haber verin. Ben gelip kediyi hemen geri alırım. Size kedinin fotoğraflarını gönderir. Kedi mutludur. Ailenin bir parçası olmuştur. İçiniz pamuk gibi olur. Şükredersiniz. Aradan on sene geçer. Kedi yaşlanır. Ama hala aynı aileyle ve sevgiyle yaşamını sürdürür. Ama bu, tahmin ettiğinizden çok daha nadir gerçekleşir. 

Önce şunu sormak lazım, büyüdükçe ya da yaşlandıkça insanlara karşı güveniniz azaldı mı arttı mı? Zaman içinde insanları doğru analiz etmek ve onların yapabileceklerini tahmin edebilmek konusundaki yetileriniz gelişti mi? Yoksa kazık yedikçe ve hiç beklemediğiniz eylemlerle karşılaştıkça herkese şüpheyle mi yaklaşmaya başladınız? Büyük hayal kırıklıklarınız oldu mu? Yok artık dediniz mi? Babana bile güvenmeyeceksin diyen kötümser insanları daha iyi anlamaya başladınız mı? Bir daha asla dedikten sonra birine tekrar güvendiğinizde ve aldatıldığınızda nasıl tepki verdiniz? Yani “sen de mi Brütüs mü?” yoksa “Brütüs’ü de anlamak lazım, o da Roma’yı kurtarmak istiyordu” mu dediniz?

Kedili kadınlar, kedili kadınlar olarak doğmuyor. Aralarında kendi hayatlarını yaşamaktan kaçmak için başka bir canlıya adananlar mutlaka vardır. Ancak birçok kedili kadın tanıyan kedili bir kadın olarak, ben kedili kadın olarak doğmadım ve kedili kadın olduğum için hayatımın kısıtlanmasından hoşlanmıyorum. Birçok kedili kadın da yaşamak istiyor. Hayatı seviyorlar. Tatile gitmek istiyorlar. Kendilerine zaman, enerji ve para ayırmak istiyorlar. 

İşte genelde, bazenler birikip çoğu zamanlar haline geliyor. O bazenler de şöyle: kedi ezilmiş, sokağın ortasında yatıyor. Kediyi alıp kliniğe götürüyorsunuz ve yukarıda sözünü ettiğim süreçlerden geçiyorsunuz. Sonra ilan açıyorsunuz ve ilana yanıt veren aileyle tanışıyorsunuz. Ne kadar tatlılar. Ne kadar şefkatliler. Kedileri yeni ölmüş. 15 senedir bakıyorlarmış. Pamuklara sarmışlar. Kuşkusuz bu kediye de bakacaklardır. Ne kadar da şanslı bir kedi. “Çirkin” bir tekir olmasına rağmen böyle bir aile buldu. Aradan dört sene geçiyor. Aileden hiçbir haber gelmiyor. Telefonlarınıza yanıt vermiyorlar. Israrla bana haber verin demenize rağmen, kediyi sokağa salmadan önce sizi aramamışlar. Kediyi arıyorsunuz. Bazen buluyorsunuz bazen de bulamıyorsunuz. Bazen ısrarla sineklik takmalarını söylemiş olmanıza rağmen, kedi camdan düşüp ölüyor. Bazen kedi hastalanıyor fakat hastalandığını bile anlamıyor ve veterinere götürmüyorlar, ölüyor. Bazen boşanıyorlar kedi ortada kalıyor. Bazen yurtdışına taşınıyorlar ve işlemleri yapıp kediyi de götürme zahmetine katlanmak istemiyorlar. Dört sene koynunuzda uyuyan hayvana nasıl böyle bir şey yapabilirsiniz diye soruyorsunuz. Bir yanıtı yok ya da değer yargılarınız o kadar farklı ki o sizin sorunuzu siz de onun yanıtını anlamıyorsunuz. Şimdi kocaman olmuş kediyi eğer bulduysanız alıyor, tekrar ev arıyorsunuz. Bulamıyorsunuz. Kedi sizde kalıyor. 

Bazen aynı süreçlerden sonra bulduğunuz aile sizi üç gün sonra arıyor ve kediyi derhal geri almanızı istiyor. Tabii ki alıyorsunuz. Ama o esnada ilan kalktığı için tekrar ilana çıkmanız gerekiyor. İnsanlar kedi ilanı görmekten bıkkın, ilanlarınızı paylaşmıyorlar. Yalvarıyor, ilanları orijinal ve dikkat çekici hale getirmek için taklalar atıyorsunuz. Reelsyapmayı öğreniyorsunuz. Bırak sokakta yaşasın diyebilirsiniz. Ancak bebekliğinden itibaren sokakta hayatta kalmış bir hayvanla, ev koşullarında büyüyen bir hayvanın hayatta kalma kapasitesi aynı olamaz. Nasıl bir insanın yaşam kalitesi düştüğünde bunu fiziksel ve psikolojik sağlığıyla ödüyorsa, bir kedi için de aynısı geçerli. 

Bu sırada insanlar sizi tanıyor. “Bu kadın kedi bakıyor.”Nerede kedi bulsalar sizi arıyorlar. Aramalarında hiçbir sorun yok. (Burada öğrencilerimi tenzih ederim. Beni danışmak ve destek için aradıklarında çok mutlu oluyorum). Fakat kediyi ellerine düşmüş sıcak bir patates gibi size atıp kaçıyorlar. Bu kadının zaten bir hayatı yok, sıcak patateslerle o uğraşsın, ben yaşıyorum, bu dünyaya yaşamaya geldim diye düşünüyor olmalılar. Ona kediyi geri atmayı tabii ki düşünüyorsunuz. Ama kediye gereken tedavi ve bakımı sağlayacağı konusunda şüphelisiniz. Olan kediye olacak diye düşünüyorsunuz. Tabii ki kedi Scottish Fold da değil. Onu kimse istemeyecek. 

Bu noktada herhangi bir insanı değerlendirme konusunda özgüveniniz de çok darbe almış oluyor. Kedili kadınların böyle çok hikayesi var. Unutamadıklarımdan biri evlerine girdiğimde köpeklerinin ressamlara çizdirilmiş tablolarının evin her yerinde asılı olduğu bir aile var. O kadar sevgi dolu ve huzurlu görünüyorlardı ki orada yaşamak istemiştim. Birkaç ay sonra kadın hamile kalmış ve tablolarındaki iki köpeğini derhal alacak bir “bahçe” arayışı için beni aramıştı. Çok daha kötü anılarım, yıllar sonra geri vermeye çalıştıkları hayvanları almadığım ve sorumluluğun onlara ait olduğunu söylediğim aileler de var. Pişmanlıklarım var. Ancak hiçbir zaman kapatamadığım kredi kartı borçlarım da var. Annem ve sonra da ben kanser olduğumda hala bana kedi, köpek atmak ve kaçmak isteyen birçok insanla da anılarım var. Yıllarca köpek pansiyonlarına ödediğim paralarla iki ev bir de arsa alabilirdim. Bu konuda bir pişmanlığım yok, ama ortak sorumluluğumuz olması gereken sokak hayvanlarının yükünü az sayıda insan olarak yüklendiğimiz için öfkeliyim. Belediyelere de insanlara da. 

Tüm bunlardan sonra ilan açmak bile büyük cesaret isteyen bir eylem haline geliyor. O hayvanın kaderini belirleyeceksiniz ve anlıyorsunuz ki bu aslında bir piyango. Siz yaşayıp tecrübelendikçe insanları kesin bir şekilde değerlendirebilecek, onların yapabileceklerini öngörebilecek bir olgunluğa falan erişmediniz. Beşer şaşar, insan yanıltır. İnsan çok sevdiğini iddia ettiği hayvanın ölümüne sebep olur ve kendine o kadar rahat yalan söyler ki vicdan azabı çekmeden yaşamaya devam eder. Kendi hayatınızla piyango oynamak sizin seçiminiz, ancak bir hayvanın hayatıyla piyango oynamak çok daha ağır bir sorumluluk. Sözleşmeler, referanslar ve tanıdıklar hiçbir şey ifade etmez. Çok sevdiğiniz Ahmet arkadaşınız da hayvan terk eder, ölümüne kankanız Mehmet’in amcası da saçmalar. Delilik de burada başlıyor. Çünkü sabrınız kalmıyor. İnsanların bir canlının ölümünü ya da yaşamını neden umursamadıklarını anlamaya çalışarak yıllar geçiyor. Bazen bağırıp çağırıyorsunuz. Bu nokta da yanıt verilmeyen ilanlardaki kedilerinize baka baka, yavaş yavaş ve kaçınılmaz olarak biraz deliriyorsunuz. 

İşte benim deli, kedili kadın olma hikayem böyle. Sizinki nasıl?

Kaynaklar

Frasin, Irina, George Bodi, Sonia,Bulei, Codrin Dinu Vaisilu. (2022). Animal Life and Human CultureAnthrozoologyStudies. Cluj: Presa Universitara Clujeana.

Von Franz, Marie-Louise. (2016). Pisica. Bükreş: Nemira. 

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin