“Şiirsel adalet bekleyişi ya da şiirsel adalet olarak nitelendirdiğimiz şeylere sevinmek gerçek adaletin yokluğundan kaynaklanıyor.” Cansu Özge Özmen yazdı.

Resim: Francisco Goya, La Tauromaquia, The British Museum
2017 yılında Çıtır adlı yaşlı bir köpek, Prof. Dr. Özlem Kumrular tarafından, apartmanda ona rahatsızlık verdiği gerekçesiyle kaçırılmış, barınağa bırakılmış ve sonra da ölmüştü. Kumrular hakkında dava açılmış, fakat Çıtır sahipsiz bir köpek olduğu için 2020 yılında davadan beraat etmişti.
Çıtır çok yaşlıydı. Çıtır’dan çalınan belki ömrü değil, huzurlu bir ölüm hakkıydı. Kuşkusuz, -sahipli ya da sahipsiz- bir hayvanın ölümüne dolaylı olarak da olsa sebebiyet vermenin bir cezası olmalıydı. O zamanki kanuna göre Kumrular’ın yaptığı suç teşkil etmiyordu, dolayısıyla hiçbir ceza almadı.
2023 yılında, İsviçre’de Kumrular’a bir otobüs çarptı. Bir süre İsviçre’de hastanede kaldıktan sonra ambülans uçakla Türkiye’ye getirildi. Bir sene komada kaldı ve bu sene vefat etti. Bu süre içinde kendisinin, ona sevenlerin ve ailesinin ne kadar acı çektiğini tahayyül etmek bile zor. Kumrular kaza geçirdikten sonra ve vefat ettiğinde, Çıtır’a üzülen birçok insan Kumrular’ın da bakıma muhtaç hale gelmesini, acı çekmesini ve vefatını bir şiirsel adaletin vuku buluşu olarak değerlendirdi ve mutluluklarını belirtti. Kumrular’ın kazası ve vefatı hayvanlara (ya da başka insanlara) zarar veren kişilerin başına gelen felaketlerden sonra ifade edilen “ilahi” ya da “şiirsel” adalet referanslarına eşlik eden memnuniyetle karşılaştığımız milyonlarca durumdan sadece biriydi.
28 yaşındaki İspanyol matador Alejandro Conquero, 2023 yılında bir boğa tarafından arenada rektumundan yaralandı. Conquero bir süre tedavi gördükten sonra matadorluğa geri döndü. Victor Barrio, 2016 yılında canlı yayında, Ivan Fandino, 2017 yılında boğa dövüşü sırasında boğalar tarafından öldürülmüşlerdi. Juan José Padilla, 2011 yılında boğa dövüşü sırasında bir gözünü kaybetmiş, matadorluğa devam etmiş, 2018 yılında ise kafa derisinin bir kısmı kafasından ayrılmıştı. Son kez arenaya çıktı, “dövüştüğü” boğanın kulaklarını kesti ve emekli oldu. Tüm bu olaylar da boğa güreşi karşıtlarının bir kısmını sevindirmiş, birçok kişi tarafından bu olaylar karma olarak nitelendirilmişti.
Saydığım tüm olaylar arasında bir paralellik kuramayabiliriz. Matadorlar özelinde bu olaylar, boğaya zarar veren kişilerin verdikleri zarar neticesinde ortaya çıkan bir durumda yaralanmaları ve öldürmelerini içerirken Kumrular özelinde, Kumrular’ın zarar verdiği hayvandan tamamen bağımsız bir felaket sonucunda hayatının sonlanmasını içeriyor. Paralellik kurduğum durum ise sadece bu insanların yaralanmasına ya da ölümüne verilen tepkilerle ilgili.
Öncelikle Kumrular’ın ve matadorların vefatları sonucunda zarar verdikleri hayvanların ya da bağlamların değişip değişmediğine bakalım. Kumrular’ın ölümünden sonra Türkiye’de köpeklere karşı tutumun olumlu yönde değiştiğini söylemek mümkün değil. Matadorları öldüren boğaların tümü ise derhal öldürüldüler. Boğa güreşleri yasaklanmadı. Sık sık olası bir yasak gündeme gelse de güreşler son hız devam ediyor. Her sene boğa güreşlerinde ortalama 250 bin boğa öldürülüyor. Türkiye’de öldürülen köpek sayısında ne kadar artış olduğunu da son haftalarda yakından izliyoruz. Çünkü asıl sorun, bir insanın koku ya da köpeğin varlığından duyduğu rahatsızlığın, bir köpeğin hayatına öncelenmesinin büyük bir çoğunluk tarafından normal kabul edilmesi. Aynı şekilde, bir insanın bir boğa yavaş yavaş öldürülürken hissettiği “heyecan”ın ve “eğlence” hakkının, bir boğanın hayatına öncelenmesinin de normal kabul edilmesi.

Fotoğraf: Özlem Kumrular’ın ölüme yolladığı köpek Çıtır
Şiirsel ya da ilahi adalet nedir? Şiirsel adalet, özellikle edebiyattaki kullanımıyla bir kötülüğün, kötülüğe ironik bir biçimde uygun geldiği düşünülen bir şekilde cezalandırılması. İlahi adalet ise, sağlanmayan adaletin daha sonra tanımlanamayan “ilahi” bir güç tarafından sağlanması anlamına geliyor. Bu tanımlara baktığımızda, insanların neden bu durumları şiirsel adalet olarak nitelendirdiklerini anlayabiliriz. Ancak, ilahi adalet olarak nitelendiremeyiz çünkü söz konusu güçleri tanımlamak mümkün.
Bu felaketler birçok insana şiirsel gelebilir fakat onları adalet olarak tanımlamak yukarıda saydığım nedenlerden dolayı mümkün değil. Kumrular’ın Çıtır konusunda fikrini değiştirip değiştirmediğini bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey çok talihsiz bir kaza geçirdiği, onu sevenlerin ve belki onun da çok acı çektiği. En azından yaralanan matadorların ise pişmanlık duymadıkları aşikâr. Yani hem zarar verdikleri durumlar, özne ve nesneleri değişen bir şekilde gerçekleşmeye devam ediyor, hem de bireysel düzeyde yaptıklarının sorumluluğunu alıp herhangi bir telafi teşebbüsüne başvurma fırsatları olmuyor. Fırsatları olduğu durumda da bunu yapmadıklarını görüyoruz.
Şiir genelde olumlu yan anlamlar çağrıştırdığı için, en azından kurgusal bir tahayyülde mümkün olabilecek şiirsel adalet Kumrular’ın yaşlı bir köpekle derin bir bağ kurarak pişmanlık duyması ve geri kalan hayatında yaşlı köpeklerin huzurlu ölüm hakkını sağlamaya çalışması, bir matadorun boğanın gözlerindeki dehşeti derinden hissederek, hayatının geri kalanında emekli boğalar için barınma alanları kurması şeklinde vuku bulabilirdi. Örneğin Ric O’Barry, 1960’larda Flipper dizisinde kullanılan beş yunusun yakalanması ve eğitilmesinde rol oynamış, yunuslardan biri öldüğünde, 1970 yılında Dolphin Project’i kurarak hayatını yunus avına ve esaretine karşı mücadeleye adamıştı.
Şiirsel adalet bekleyişi ya da şiirsel adalet olarak nitelendirdiğimiz şeylere sevinmek ise, gerçek bir adaletin yokluğundan kaynaklanıyor. Önlenebilir zararları engelleyen bir mekanizmanın ve zarar verildikten sonra en azından ahlaki açıdan yanlış olarak nitelendireceğimiz eylemler cezasız kalıyor. Bu da bizi giderek çaresizleştiriyor ve kendimizi başkalarının felaketlerine sevinir durumda buluyoruz. Fakat, bu felaketlerin hak edildiğini düşündüğümüz durumlarda bile felakete maruz kalan kişinin çektiği acıya ve ölümüne sevinmek bizi nasıl insanlar yapıyor? Sanırım bu felaketlere sevinen birçok kişi konunun bu kısmıyla ilgilenmeyecektir.
Ancak şiirsel de olsa kısasa kısas anlayışının bizi acımasızlaştırdığını ve geri dönülmez şekilde değiştirdiğini düşünüyorum. Kısasa kısas uygulandığı takdirde kendimizi dirgenle köpek öldüren insanın dirgenle öldürüldüğü, yavru kedileri katleden insanın cesedinin çöpe süpürüldüğü, matadorların arenada mızraklanarak öldürüldüğü bir dünyada bulabiliriz ki bu içinde yaşamak istediğimiz bir dünya olmayacaktır. Burada önerdiğim diğer yanağımızı çevirmek ya da sonsuz bir merhametle düşmanımızı kucaklamak değil. Fakat bu acımasızlığı ve değişimi başka bir adaletsizliğe devşirmeyeceğimiz, fail haline gelmeyeceğimiz konusundaki kendimize aşırı güvenimizi de nahif buluyorum.
Gerçek adalet, Kumrular’ın Çıtır’ı öldürdüğü için bir ceza alması, matadorların boğalara yaptıkları için derin bir pişmanlık duyması ya da herhangi bir hayvana zarar vermelerinin yasaklanmasıyla mümkün olurdu. Şiirsel adalet, bizi gerçek adaleti kovalamaktan alıkoyarken, bizi acımasız hale getiriyor. Bu acımasızlığı sadece onu hak edenlere göstermeye devam edeceğimiz inancı da fazla iyimser bir inanç.

Fotoğraf: İspanyol matador Alejandro Conquero şişlediği boğa tarafından yaralandı, tedaviden sonra boğa güreşlerine devam etti. Boğa ise öldürüldü.
Bazen bu şiirsel adalet nitelendirmesi, suçlu olduğunu düşündüğümüz kişinin yakınları acı çektiğinde de kullanılıyor. Örneğin, Vahit Kirişçi’nin damadı vefat ettiğinde, bazı kişiler bunu son yasa tasarısına desteğinin bir sonucu olarak görmek istedi. Ancak, Kirişçi’in damadının ölümü ve bu ölümün sonuçlarının hayvanlara da bize de hiçbir faydası olmadığı gibi, öfkemizi yanlış yönlendirerek yine gerçek adaleti kovalamamızı engelliyor.
Muzaffer Şen, kedi yavrularını öldürdükten sonra sosyal medyasındaki birçok yorum “çocuklarından çıksın” minvalindeydi. Sapla samanı bu kadar karıştırmak, eylemlerimize yansıyıp yansımamasından bağımsız olarak bizi çok haklıyken haksız duruma düşürme riski de içeriyor.
Adaletin tecellisini görmeyi çok istiyoruz. Hissedebilen hayvanlara acımasız muamelelerin yasaklanmasını, onlara zarar verenlerin cezalandırılmasını istiyoruz. Çok üzgünüz, çok öfkeliyiz ve haklıyız. İstediğimiz ve bizi mutlu eden, dünyadaki acı miktarının çoğalması değil, haksızlıkların tam olarak haksızlığı giderecek şekilde telafisi olmalı. Şiirsel adaletle avunmaya ve bu süreçte pek de sevmeyeceğimiz insanlar haline gelmeye ve gerçek adaletin ihtimalini bile unutmaya mahkûm hale gelmemeliyiz.





Bir Cevap Yazın