İkizköy direnişinin ön saflarından tanıdığımız köy muhtarı Nejla Işık, anlatıyor: “Köyden kente her yerde silikleşen dayanışma kültürü canlandı. Kadınlarımıza özgürlük geldi.” Cansu Erginkoç röportajı.

Nejla Işık

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy, yıllardır süren kömür madenciliği ve termik santrallerin yol açtığı tahribata karşı direnişinin beşinci yılını geride bırakıyor… Bölgedeki Akbelen ormanını korumak ve yaşam alanlarını savunmak isteyen köylüler, kamuoyunda “beşli çete” olarak anılan beş şirketten biri olan Limak-İC İÇTAŞ ortaklığındaki Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.’nin genişletmek istediği kömür sahasına karşı yağmur-çamur, kar-kış demeden nöbette.

Köylüler, termik santralini çalıştıracak kömürün çıkarılacağı sahalarının genişletilmesi için ağaç kesimlerine, orman yangınlarına, kamulaştırma tehditlerine ve hukuksuzluğa karşı direniyor.

İkizköy’ün direnişinde ön saflarda yer alan ve geçtiğimiz seçimlerde köy muhtarı seçilen Nejla Işık, yaşanan süreci ve mücadelelerini anlattı.

Mücadelenizin beş yılında İkizköy’de neler değişti?

Beş yıl önce bu yola daha çıkmamışken, on yıllardır üzerimize çöken inançsızlık ve umutsuzluğu silkeleyip attık. Bir şeylerin yanlış olduğunu, haksız olduğunu, zulüm olduğunu bile bile boynumuzu büküp bize biçilen ortak kadere razı gelirken, artık biçimleri haksızlıklarla, acılarla dolu kadere karşı sözümüzü söyler olduk.

Birlik beraberlik duygusu yeni bir aile kurdurdu bize, imece ruhu köylerimizde yeniden var olmaya başladı. Köyden kente her yerde silikleşen dayanışma kültürü canlandı, her koyunun kendi bacağından asıldığı düşüncesi ortak mücadelemizle yerle bir oldu. Kadınlarımıza özgürlük geldi; kendimizi ifade etmekten, haksızlıkları yüksek sesle haykırmaktan korkmaz olduk. Birbirini tanımazlığa giden komşu köylülük, gerçek bir komşuluğa dönüştü.

İkizköy Çevre Komitesi neler yapıyor?

Esasında şirketin çok yönlü saldırılarına karşı bir kalkan örme çabası bizimkisi. Bunu yaparken de kendi hayatlarımızla iç içe geçen bir mücadele süreci yaşıyoruz. Bir yandan hayvanlarımızı otlatıyor, bir yandan eyleme koşuyoruz. Bir yandan üretmeye, bir yandan sesimizi yükseltmeye çalışıyoruz. Bir eyleme, bir davaya, bir organizasyona gideceksek şayet; aciliyet durumuna göre evde köy işlerini sürdürecek bir kişi kalıp bir kişi yola düşüyor.

Mücadelenin sürdüğü İkizköy’de bir gününüz nasıl geçiyor?

Kadın-erkek fark etmeksizin, ortak sorumluluklar paylaşılıyor. Hem mücadele hem üretimde aldığımız sorumluluklar var. Sabah erkenden kalkar büyükbaş küçükbaş hayvanları besleriz, sularız, bahçemizi yaparız, ev işlerine bakarız. Akşam olunca nöbet alanımızda toplanırız. Gün içinde de bunca işin gücün arasında bazen bir röportaja, bazen kurumsal bir görüşmeye, bazen bir toplantıya, bazen eyleme, bazen davaya, bazen komşu köylerle buluşmaya gideriz.

Bu mücadeleye nasıl başladınız?

Hem birleşik mücadelemiz hem bunun içindeki kişisel mücadelelerimizin tohumunda çokça acı ve pişmanlık var. Yıllardır bu şirket yüzlerce köylüye, eşimize, dostumuza, komşumuza öyle şeyler yaşattı ki, gördüğümüz bunca şeyden sonra kaybedecek bir şeyimiz kalmadı. Ben de kırk yıldır süren kömür sömürüsünün içinde geçmişini ve geleceğini, geçim kaynağını, tarihini, özgürlüğünü kaybetmek üzere olan çiftçi bir kadın olarak başladım bu mücadeleye. Evime, köyüme, toprağıma verdiğim kıymet, geçmiş deneyimlerimiz, pişmanlıklarımız beni ailemle birlikte mücadelenin önüne attı.

Mücadelede yaşadığımız hiçbir şey kolay olmadı, bu sebeple zorlukları ayırt etmek çok zor. Gözümüzün içine baka baka ormanımıza kıymalarının, çocuklarımın yerlerde sürüklenmesinin, annemin kollarımın arasında bayılmasının, kendi köyümüzde günlerce düşman muamelesi gördüğümüz, aylarca köyün üstüne çöken toz ablukasının içinde yaşamak zorunda kalmamız, hayatlarımızın gözetlenmesinin zorluğu bambaşka. Saydıkça fark ediyorum ki yaşadığımız her şey çok zordu ve bu zorluklar azalmadan devam ediyor.

Tüm ekoloji mücadelelerinde olduğu gibi İkizköy’de de kadınların daha ön planda olduğunu görüyoruz…

Evet… Kadınlar köylerde özlerini koruyan esas insanlar. Hâlâ çiftçilik yapan, hâlâ hayvancılıkla uğraşan, toprağına da geçmişine de bağlı, çocukları ve gelecek nesiller için daha vefakârlar. Topraktaki özgürlüğümüzü kaybetmek, geçim kaynaklarımızı kaybetmek, çocuklarımız için çalışıp çabaladığımız ne varsa kaybetmek bizim için her şeyimizi kaybetmek demek. Köklerine daha bağlı olan kadınlar olarak kaybedecek bir şeyimiz yok ve bu bizi her şeyden, herkesten daha cesur yapıyor.

Son yerel seçimlerde muhtar seçildiniz. Bu sizin için ne ifade ediyor?

Muhtarlık hepimiz için, mücadelemiz için en büyük kazanımlarımızdan biri olarak görülüyordu. Bu yüzden sonuçlar açıklandığında gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine hepimiz mutluluk gözyaşları döktük. Tüm baskılara ve şirketin tüm hamlelerine rağmen muhtarlığı kazanmak demek, “Biz bitti demeden bitmez” demenin güçlü ve kazanımlı bir yoluydu. Artık bu köyü biz yöneteceğiz, köylüler yönetecek ve haklı mücadelemizi daha da büyüteceğiz demenin en güzel haliydi. Bunu hep birlikte başardık.

Yerel yönetimler ve merkezi hükümet ile bu konuda bir iletişim veya iş birliği kurmayı başarabildiniz mi?

Uzun zamandır gerek kaymakamlık, gerek kamusal yönetimler, belediyeler ile görüşmelerimiz sürüyor. Çeşitlilikleri büyüttüğümüz, kamusal desteği çoğalttığımız, iş birliklerini geliştirdiğimiz bir mücadele için muhtarlık aracılığı ile tüm köylülerimizle çalışıyoruz.

Direnişin en büyük kazanımı nedir?

Çoktan üç köyü yutmuş olacak maden beş sene durdu. Topraklarımız, zeytinlerimiz hâlâ ayakta ve hâlâ üretiyoruz. Bu bizim için en büyük kazanım. Sesimizi halkımıza, dünyaya duyurabilmiş ve büyük bir destek alabilmiş olmak da büyük bir kazanım.

Torba yasa ile zeytincilik kanununu delmeye çalışan şirkete karşı meclise gidip torba yasayı geri çektirmek, yine zeytinleri hedef alan maden yönetmeliğini iptal ettirmek, ormanımızı beş sene boyunca onca baskıya rağmen çok güçlü bir şirkete karşı koruyabilmiş olmak, diğer köylerle bir araya gelip ortak bir birlik inşa etmeye çalışmak gibi çok önemli kazanımlar elde ettik.

En önemli kazanımlardan biri de PR çalışmasıyla katliamlarını, zulümlerini örtbas etmeye çalışan bu şirketin gerçek yüzünü kamuoyuna göstermiş ve ortak bir tepki yaratabilmiş olmak elbette. Sayamadığım onlarca kazanım da heybemizde, yolumuza güçlenerek devam ediyoruz.

10 Ağustos 2021’de mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kazandık derken biber gazı polis copu ile saldırdı jandarma köylülere. Limak Holding’in insanların yaşam alanını gasp etmek ve tüm canlı yaşamına karşı harekete geçmişken devlet jandarmalarını köylülere karşı dikti. Mealen, “biz burayı sattık kardeşim! dediler insanlara. Nazım’ın şiirinde dediği gibi köylü jandarmalara dövdürülüyor…

“Canımız uğruna bu ormanı vermeyeceğiz!”

Orada kalp krizi de geçirip ölebilirlerdi. Tıpkı iki gün sonra özgür dereler için mücadele ederken hayatını kaybeden Metin Lokumcu gibi. Ya da Emine-Ali Büyüknohutçu gibi ya da iki gün önce yine ormanını korumaya çalıştığı için silahla vurularak öldürülen Reşit Kibar gibi. Alakır’ın yaşam kaynağı olan suyunu korumaya çalıştığı için HES’çilerin şikâyeti üzerine köyünden kalkıp Ağustos sıcağında bir suçlu gibi ifade vermeye çağırıldığı karakoldan sonra evinde kalp krizi geçirerek kaybettiğimiz Ahmet Türkkan amcamız gibi… Mücadelelerine saygıyla.

Hepsi de aynı fikirde: “Canımız uğruna bu ormanı vermeyeceğiz!” Biliyoruz ki “İktidar hayatı hedef aldığında hayat iktidara direniş olur.”

Orman yutan maden: Akbelen’de dünden bugüne

İkizköy’deki mücadelenin temelleri, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin 1979 yılında bölgede faaliyete geçmesiyle atıldı aslında. O dönemde, köylüler bu gelişmeyi ekonomik kalkınma umuduyla karşıladı, fakat zamanla kömür madenciliğinin zararları daha belirgin hale geldi. 2014 yılında santrallerin özelleştirilmesiyle, bölgedeki kömür sahalarının işletme hakkı da Limak-IC İçtaş ortaklığına devredildi.

Bölgede, kömür madeni faaliyetleri ormanların yok olmasına, bu ormanlık alanlarda yaşayan yüzlerce canlının, Akbelen Ormanı’nın kuşlarının yaşam alanlarının ortadan kalkmasına, tarım arazilerinin kurumasına ve köylülerin sağlığının bozulmasına neden oldu. Su kaynaklarının kömür madeni tarafından kullanılması nedeniyle birçok köyde su sıkıntısı baş gösterdi. Onlarca belgeseli çekilen bu mücadele hikayesinde köylüler İkizköy’de iklim krizinin etkilerini çoktan görmeye başladıklarını, iklim krizinin hem nedeniyle hem sonucu ile mücadele etmek zorunda kaldıklarını dile getiriyor…

İkizköylüler direniyor…

Kasım 2019’da Milas Orman İşletme Müdürlüğü, Akbelen Ormanı’ndaki ağaçların kesilmesi amacıyla harekete geçti. Ancak İkizköylülerin müdahalesiyle bu çalışma durduruldu. Yüzlerce imzalı dilekçeyle yapılan başvuru sonucu, Orman İşletme Müdürlüğü kesimi 2020 yılı programından çıkardı.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 18 Kasım 2020 tarihli oluru ile İkizköy sınırları içinde YK Enerji adına maden açık işletme izni verildiği ortaya çıktı. Bunun üzerine, İkizköylülerin komşu köy Karacahisarlılar ile kurduğu Karadam Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği (KARDOK), iznin iptali için hukuki süreç başlattı ve Muğla 1. İdare Mahkemesi’nde dava açtı.

Kamulaştırma tehdidi ve topraklarına sahip çıkma mücadelesi

Akbelen Ormanı, YK Enerji tarafından linyit madeni sahasının genişletilmesi için satın alınmak istenen İkizköy, Karacahisar ve Çamköy mahallelerindeki yerleşim alanları, zeytinlikler ve tarlaların tam ortasında bulunuyor. Köylüler bir araya gelerek topraklarını maden için satmama kararı aldı. Ancak YK Enerji’nin kamulaştırma tehdidinde bulunduğunu söyleyen halk, geçim kaynakları olan zeytinlik ve tarım arazilerini de kaybetmemek için çaba harcıyor.

“Ormanlarımızı kömüre feda etmeyeceğiz”

31 Mart 2021’de YK Enerji görevlileri ve Milas Orman İşletme Müdürlüğü çalışanlarının Akbelen Ormanı’na girdiğini gören İkizköylüler, çalışmaları engelledi. Orman yetkilileri kesimin kanuni olduğunu savunsa da köylüler, “Ormanlarımızın kömür madeni için feda edilmesine asla rıza göstermiyoruz” diyerek tepkilerini dile getirdiler.

8 Ağustos 2021’de YK Enerji, 15 işçi ile 100 kadar ağaç kesti. Bunun üzerine tekrar dava açılarak mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ancak kesim girişimleri ve köylülerin direnişi devam etti.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin