Doç. Dr. Cansu Özge Özmen’le üreme karşıtlığını (antinatalizm) konuştuk.
Yaşam mutlu, keyifli anları içerdiği kadar -hatta belki çok daha fazla- acı ve kederi de beraberinde getiriyor. Hayatta olanlar bizler için acıdan kaçınmaya çalışmak ve keyifli anları artırmak bir ödev gibi. Peki, henüz doğmamış olanlar?
Bir canlının dünyaya geldiği ilk andan ölümüne dek karşılaşacağı fiziksel acı ve travmalar düşünüldüğünde; onu acıdan korumak için doğumunu engellemek bir yol olabilir mi? Antinatalist yani üreme karşıtlarına göre bu en iyi yol.
Üreme karşıtlığını Antinatalist Doç. Dr. Cansu Özge Özmen’le konuştuk. Namık Kemal Üniversitesi’nde “Eleştirel Hayvan Çalışmaları”, “Oryantalizm”, “Ekoeleştiri” ve “Amerikan Edebiyat”ı dersleri veren Özmen aynı zamanda Güney Afrikalı filozof, akademisyen ve yazar David Benatar’ın antinatalizmi anlattığı kitabı “Better Never to Have Been”i Türkçeye kazandıran isim.
Özmen “Var olmadığı için güzel anlardan mahrum olamayacak birini dünyaya getirip ona acı çektirmeye gerek yok” diyor.

Fotoğraf: Cansu Özge Özmen, Ayça Mandacı
Antinatalizmle nasıl tanıştınız?
Antinatalist olduğumda başıma korkunç hiçbir şey gelmemişti.
Yani bir travma sonucu üreme karşıtı olmadınız?
Evet bir travmanın sonucu değil, “varoluş çok korkunç bir şey” gibi bir düşünceden kaynaklanmadı. Fakat çevremdeki trajedileri ve travmaları görmek varoluşun niteliği hakkında ayrıntılı bir fikir verdi. Bu travmalar dünyanın hali, hayvanların ve insanların yaşadığı acılar, trajedilerin sonlanmaması ve sürekli tekrar etmesi, bir savaşın bitip bir başkasının başlaması… Özetle sonu yok… En nihayetinde bunların insan doğası ve varoluşuyla ilgili olduğunu anladım.
Yirmili yaşlarımda şöyle düşündüğümü hatırlıyorum; “Acaba dünyaya çocuk getirmenin çocuğa kötülük yapmak olduğunu savunan bir düşünce sistemi var mıdır?” Bunu araştırırken “The Voluntary Human Extinction Movement (VHEMT)” ile karşılaştım, Türkçesi “İnsanlığın Nesli Tükensin Hareketi”. Fakat onlardaki felsefe, insanların doğaya ve hayvanlara verdiği zararla ilgili. İnsanların gönüllü olarak üremeyi bırakmasıyla doğanın yenileneceğine dair duyulan umut.
Ancak ben hayvanların acısına karşı da duyarlıyım. Bu şu anlama geliyor, insan faktörü olmasa da hayvanların acı dolu doğal hayatları var böyle bir düşüncedeyken, David Benatar’ın “Keşke Hiç Olmasaydık: Var Olmanın Kötülüğü” kitabıyla karşılaştım.
Yazar düşüncesini çok güzel bir şekilde formülize ediyor ve hiçbir mantık boşluğu bırakmıyor. Kitapla birlikte kendimi antinatalist olarak tanımlamaya başladım ardından da kitabı çevirdim.
Peki, üremek neden yanlış?
Hayatımın hiçbir döneminde çocukları sevmeyen ya da çocuksuz, sorumsuz ve özgür bir yaşam sürerim düşüncesinde olmadığımı söyleyerek başlayayım. Türkiye koşullarında çocuk yapmanın en meşru kabul edildiği bir zeminde bulunduğum yani evli olduğum yıllarda çocuk doğurma fikrini çok sık düşündüm ancak üremenin yanlış olduğuna kanaat getirdiğim için çocuk yapmadım.
Bu üreme karşıtlığı sadece insanlar için mi?
Benatar’ın antinatalist yaklaşımı bütün türleri kapsıyor. İnsanın, hayvanın, hissedebilir tüm canlıların çaresizliğinin önüne geçmenin tek yolu onun var olmasının önüne geçmek.
Hayvanlar adına karar vermek, üremelerini engellemek insan merkezci bir bakış değil mi? Üremenin insan dışı hayvanların hayatındaki başat rolünü de düşünecek olursak?
Hayvan adına konuşma meselesi başka bir tartışma konusu ve biz bunu sıklıkla yapıyoruz…
Mesela konu evcil hayvanlar olduğunda birçok insan antinatalist. Kedi, köpek gibi evde ya da sokakta yaşam paylaştığımız hayvanları kısırlaştırıyor, onların soylarını tüketmeye çalışıyoruz. Bunu da onların refahını artırmakla açıklıyoruz. Aslında üreme karşıtlığı bu bağlamda birçok insan için yeni bir fikir değil.
Diğer yandan evet, hayvanlar adına karar verdiğimiz insan merkezci bir bakış gibi görünüyor ancak eğer hayvanların doğal hayattaki fiziksel acılarını ve çaresizliğini normalleştireceksek yediğimiz hayvanların acısını da normalleştirmemiz, öldürmenin kendisindeki acıyı azımsamamız ya da vegan olmamamız gerekir.
Yaşamın var oluşsal ve fiziksel acılar getirdiği muhakkak, ya mutlu anlar? Onlar için üremeye değmez mi?
Hepimiz yaşamın doğal akışında normalleştirdiğimiz bir sürü acı çekiyoruz. Bir kere hayata gelince mecbur sevinci de acıyı da yaşıyoruz ancak henüz burada olmayan kimseler için bir kar-zarar hesabı yapmaya gerek yok.
Şu anda hiçbir zararda olmayan birini, onu hem zarara hem yarara maruz bırakmak için dünyaya getirmenin narsistik bir cüret olduğunu düşünüyorum. Çocuk için çocuk yapmıyoruz ki, çocuğu kendimiz için yapıyoruz.
Sonuçta bir yerlerde biz onu doğurmadığımız için sıkılmış ve doğmayı bekleyen ruhlar tahayyül etmiyorsak onu kurtarmak için değil kendimiz için çocuk yapıyoruz demektir.
İdeal dünyada ideal ebveyn çocuğun acısını asgariye indirmek için elinden geleni yapabilir elbette. Ancak aslında onu tüm zararlardan koruyabilmek için onu dünyaya getirmemek en iyi seçenek değil midir?
“İnsanın çocuk sahibi olma çıkarları” “çocuğun var olmama çıkarından” daha üstün demek ki. Kendi çıkarını gözetip en iyisini umuyorsun ama senin de bir garantin yok ki. Yani yarın hayatta olup, çocuğun uğrayabileceği zararları asgariye indirebileceğinin bir garantisi var mı? Kim zannediyoruz kendimizi?
Bin bir korkunç potansiyel arasında senin için en değerli varlık olacak çocuğu nasıl koruyabilirsin. Bir kez var olduğunda kendini korumak için mücadeleye başlıyorsun ama var olmamış kişiyi neden bu riske atasın?
Konuşmamızın başında ifade ettiğiniz bir yere dönmek istiyorum. Bitmeyen trajedilerden insan doğası mı sorumlu?
Üreme karşıtlığının iki yaklaşımı var, ilki mizantropik yaklaşım bu insan doğasının kötü olduğunu ileri sürüyor ve potansiyel bir kötüyü daha dünyaya getirmeye karşı.
Ancak filantropik antinatalizmde insanın acıdan kaçınması için üreme karşıtlığı savunuluyor. Diyelim ki ekonomik eşitsizliğin, savaşların olmadığı bir düzen kuruldu ama bu ideal dünyada yine de yaşamın kendisinden kaynaklı doğal acılar olacak ve biz yeni birini dünyaya getirdiğimiz aslında var olmazsa hiçbir zarar görmeyecek bir insanı acılarla tanıştıracağız. Bunu neden yapalım?
Antinatalizmin karamsarlık olarak yorumlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok mutu olduğumuz anlar var, değmez mi bir yaşamı dünyaya getirmeye?
Bu mutlu anlar hayatta kalmaya değebilir. Siz kendi adınıza buna karar verebilirsiniz ama var olmayan bir insan bu keyif ve mutluluktan mahrum değil.
Biz yeni doğana bu mutlulukları bahşederken aynı zamanda onun bazı acılara maruz kalmasına da yol açıyoruz. Yani mahrum olmadığı bir şeyi ona vermeye çalışıyoruz ve acı çekmesine sebep oluyoruz. Hali hazırda hayatta olanlar için mutlu anlar değerli ama hayata gelmeyen insanlar için bu geçerli değil.
Antinatalizm var olan hayatların intiharla ortadan kalkmasını savunsaydı karamsar bir düşünce olarak yorumlayabilirdik ama bunu söylemiyor ki. Aslında vicdanlı her insan başkalarını zarardan korumaya çalışır yani bunu her gün yapar. Biz bunu neden bizim için en kıymetli şey olacak çocuk için yapmıyoruz? Neden onun karşılaşacağı tüm zararları baştan engellemek adına onu doğurmaktan vazgeçmiyoruz?
Belki de dünyaya gelecek kişi çektiği tüm acılara rağmen dünyaya geldiğine mutlu olacak?
Tabi, böyle bir ihtimal var ama neden acıya maruz bırakalım, acı olacağı kesin çünkü. “Confessions of an Antinatalist” (Bir Antinatalistin İtirafları) kitabında Jim Crawford bu durumu şöyle açıklıyor: Tamamen dolu bir silahla Rus Ruleti oynamak gibi”, neden bu kumarı oynayalım?
Kaldı ki çoğu insan bunları düşünerek vermiyor çocuk kararını?
Tabi… Bazı ebeveynlerin çocuk yapmadan önce etraflıca düşündüğünü, bu kararlarını değerlendirdiklerini görürüz. Bazı ebeveynler ise çocuk yaparken akşam ne yiyeceklerine karar verir gibidirler. Nitekim çocuk yapmak o kadar kutsal ve sorgulanamaz bir karardır ki, sevinç dışında herhangi bir duyguyla karşılandığı da görülmez.
Örneğin hamile olduğu haberini aldığımız birine “a neden öyle yaptın, psikolojin zaten kötü, tüm travmalarını şimdi direkt çocuğa aktaracaksın, zaten paran da yok, genetik hastalığın da vardı, o ne olacak” gibi tepkiler vermeyiz. Halbuki bu tepkiler oldukça makuldür ve hepsi hamile kişinin hayatındaki en değerli varlığı gözetir niteliktedir.
Sınıflı toplumların nüfus politikalarıyla da oldukça çelişen bir görüş değil mi?
Elbette, her iktidar seçmeninin üremesini ister, her inanç sistemi üremeye teşvik eder. Vergi ödeyecek, asker olacak, işçi olacak nüfus lazım.
Antinatalistlerin arzusu bir yok oluş mu?
Evet nihai olarak acı çeken tüm türlerin yok olması. Çok korkunç gibi gelse de zaten bu korkuya gerek yok çünkü bu senaryoda sen de yoksun. Son olarak antinatalizm şefkate ve sevgiye dayalı bir görüş aslında. Var olmadığı için güzel anlardan mahrum olmayan birine getirip acı yaşatmaya gerek yok. Hayattakiler olarak elimizden gelenin en iyisini yapıp mutlu yaşamaya, acıdan kaçınmaya çalışacağız ama var olmayan için bu kararı vermemeliyiz.






Bir Cevap Yazın