Tohum bankaları, bitkilerin genetik çeşitliliğini geleceğe aktarmak amacıyla oluşturulan koruma merkezleridir. Temel amaçları arasında bitki genetik kaynaklarının kaybolmasını önlemek, gıda güvenliğini desteklemek, bilimsel araştırmalara kaynak sağlamak ve tehdit altındaki bitkilerin korunmasına katkıda bulunmak bulunuyor.
2021 yılında yayımlanan bilimsel bir değerlendirmeye göre dünya genelinde yaklaşık 1.750 tohum bankası ve gen bankası bulunuyor. Bu merkezlerde 50–60 bin yabani bitki taksonunun temsil edildiği tahmin ediliyor. Bununla birlikte bu rakam, bütün dünyadaki kurumları kapsayan güncel ve tek bir sayım değil; farklı türdeki bitki gen bankalarını içeren literatür temelli bir tahmin.
Türkiye’de iki ana ulusal tohum gen bankası bulunuyor. İzmir’deki Ulusal Tohum Gen Bankası 1964 yılında, Ankara’daki Türkiye Tohum Gen Bankası ise 2010 yılında faaliyete geçti. İki merkezde toplam 4.501 türe ait 122.750 tohum örneği korunuyor. Ayrıca 18 arazi gen bankasında 107 türe ait 10.108 canlı bitki örneği bulunuyor.
Tohum bankaları koruma hedeflerine ulaşabiliyor mu?
16 Mart 2026’da Plants, People, Planet dergisinde yayımlanan “Status and future of seed conservation of threatened plants in the post-2020 era” başlıklı araştırma, Avrupa ve Batı Asya’daki 44 ülkede tehdit altındaki yabani bitkilerin tohum bankalarında ne ölçüde korunduğunu değerlendirdi.
Araştırmanın değerlendirdiği hedef, 2011–2020 Küresel Bitki Koruma Stratejisi’nin 8. hedefiydi. Bu hedef, 2020 yılına kadar tehdit altındaki bitki türlerinin en az yüzde 75’inin tohum bankaları gibi doğal yaşam alanlarının dışında koruma sistemlerinde muhafaza edilmesini öngörüyordu. Araştırmacılar, inceledikleri ülkelerin hiçbirinin bu hedefe ulaşamadığını belirledi.
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, tehdit altındaki bitki taksonlarının ortalama yalnızca yüzde 21’inin tohum bankalarında temsil edilmesiydi. Ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunurken bazı ülkelerde koruma oranları oldukça düşük kaldı. Bu sonuç, tohum bankalarının yaygınlaşmasına rağmen tehdit altındaki bitkilerin önemli bir bölümünün hâlâ bu koruma sistemlerinin dışında olduğunu gösteriyor.
Araştırma, koleksiyonların genetik çeşitlilik açısından da önemli eksiklikler taşıdığını ortaya koydu. Ülkeler genelinde taksonların ortalama yalnızca yüzde 12’si, araştırmacıların kullandığı beş veya daha fazla koleksiyon kaydı eşiğini karşılıyordu. Bir türün yalnızca tek bir popülasyonundan tohum toplamak, o türün doğal ortamındaki genetik çeşitliliğinin tamamını korumaya yetmeyebilir.
Tohum miktarı da önemli bir sorun. Araştırmada tohum sayısı bildirilen koleksiyonların yüzde 70’inde 5.000’den az tohum bulunduğu belirlendi. Yeterli miktarda ve farklı popülasyonları temsil eden tohumların bulunmaması, bu koleksiyonların gelecekteki araştırma ve restorasyon çalışmalarında kullanımını sınırlandırabiliyor.
Araştırmacılar, mevcut toplama stratejileriyle devam edilmesi halinde tehdit altındaki bitkilerin korunmasına yönelik uluslararası hedeflere ulaşmanın çok uzun zaman alabileceği uyarısında bulunuyor. Araştırmada ülkeler genelinde 2020 hedefinin karşılanması için gereken tahmini süre ortalama 18,3 yıl olarak hesaplandı. Çalışma, tohum bankalarının yalnızca mevcut koleksiyonlarını korumakla yetinmemesi, daha fazla türü ve farklı popülasyonları kapsayacak biçimde tohum toplama çalışmalarını genişletmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Saklamak, doğaya geri kazandırmak anlamına gelmiyor
Tohum bankalarının temel işlevlerinden biri bitkilerin genetik mirasını korumak olsa da bu koleksiyonların doğal ekosistemlerin yeniden kurulmasında kullanılması da gerekiyor. Yangın, madencilik, tarımsal genişleme veya başka nedenlerle tahrip edilmiş alanların restorasyonunda yalnızca ağaç dikmek yeterli değil. Bölgenin doğal bitki topluluklarının, çalıların, otsu bitkilerin ve diğer yerel türlerin de yeniden kazanılması gerekiyor.
2023 yılında yayımlanan ve 34 ülkeden 104 tohum bankasını kapsayan başka bir araştırma, tohum bankalarının koleksiyonlarını doğal yaşam alanlarına bitki yerleştirme çalışmalarında kullanabildiğini gösterdi. Katılımcı kurumların yüzde 70’inden fazlası bu tür çalışmalarda koleksiyonlarından yararlandığını bildirdi. Ancak araştırmacılar, restorasyon ve yeniden yerleştirme uygulamalarının önünde finansman, insan kaynağı, tohum miktarı ve uzmanlık eksikliği gibi engeller bulunduğunu da belirtti. Bu bulgular, mevcut koruma potansiyelinin uygulamaya aktarılmasında önemli güçlükler yaşandığını gösteriyor.
Kew’den küresel tohum ağı: SeedPOD
Tohum bankalarının karşılaştığı sorunlardan biri de koleksiyonlara ilişkin bilgilerin farklı kurumlar ve veri tabanları arasında dağılmış olması. Bir araştırmacı veya restorasyon uzmanı, ihtiyaç duyduğu yerel bitki tohumlarının hangi kurumda bulunduğunu, ne miktarda saklandığını, kullanılabilir olup olmadığını ve nasıl çimlendirilebileceğini öğrenmek için farklı kaynakları araştırmak zorunda kalabiliyor.
Birleşik Krallık’taki Royal Botanic Gardens, Kew, bu sorunu aşmak amacıyla 13 Ekim 2026’da SeedPOD (Seed Portal for Online Data) adlı açık erişimli platformu kullanıma sundu. Kew’in Sussex’teki Millennium Seed Bank koleksiyonunda 40 binden fazla yabani bitki türüne ait 2,5 milyardan fazla tohum bulunuyor. SeedPOD, bu ve diğer kurumların koleksiyonlarını dijital ortamda görünür hale getirerek araştırmacıları, restorasyon uzmanlarını, tohum sağlayıcılarını ve doğa koruma kuruluşlarını birbirine bağlamayı hedefliyor.
Platform üzerinden tohumların nereden toplandığı, mevcut olup olmadığı, canlılık durumları ve çimlendirme koşulları gibi bilgilere ulaşılabiliyor. Katılımcı kurumlar koleksiyonlarını platforma ekleyebiliyor; araştırmacılar ihtiyaçlarına uygun tohum kaynaklarını bulup ilgili kurumlarla talep sürecini başlatabiliyor.
Türkiye’deki koleksiyonlar ne kadar işlevsel?
Türkiye’deki iki ulusal tohum gen bankasında saklanan 122.750 örnek, ülkenin bitki genetik mirasının korunması açısından önemli bir kaynak oluşturuyor. Ancak bu sayının ne kadarının tehdit altındaki ve endemik yabani bitkilere ait olduğu, kaç türün farklı popülasyonlardan yeterli genetik çeşitlilikle temsil edildiği ve koleksiyonların ne kadarının ekolojik restorasyon çalışmalarında kullanıldığı ayrıca değerlendirilmesi gereken sorular. Mevcut kamuya açık 2025 verileri, toplam örnek ve tür sayılarını ortaya koysa da bu soruların tamamını yanıtlamıyor.
Türkiye’deki tohum gen bankalarının koleksiyonlarının ne ölçüde doğal yaşam alanlarının restorasyonunda kullanıldığı, hangi tehdit altındaki türlerin koruma altına alındığı ve tohumların canlılık durumlarının nasıl takip edildiği konusunda daha ayrıntılı kurumsal verilere ihtiyaç var.





Bir yanıt yazın