“Hak örgütlerinin ‘cezaevi çalışmalarında’ oldukça ihmal edilen adi suçlar koğuşundayım.”

Nedime Erdoğan, milletvekillerine yazdığı mektuba bu cümleyle başlıyor. Mektup, yalnızca kendi tutukluluğunu değil; aynı koğuşta kalan kadınların yoksulluğunu, geleceksizliğini, avukatsızlığını, sağlık hakkına erişememesini ve belirsiz tutukluluk içinde nasıl görünmez kaldığını da anlatıyor.

“24 kişilik koğuşta 40 kişi kalıyoruz” diyen Erdoğan, koğuştaki kadınların yaklaşık yüzde 80’inin 40 yaş altı olduğunu aktarıyor. Genç kadınların yoksulluk, geleceksizlik ya da duygusal bağlar nedeniyle içine sürüklendiği süreçlerin birçok haksızlığı beraberinde getirdiğini söylüyor.

Ranzaların bulunduğu kalabalık bir koğuşta kadınlar bir arada. Ön planda gözlüklü bir kadın, masada oturmuş kâğıda bir şeyler yazıyor.

Erdoğan’ın mektubundaki en ağır cümlelerden biri şu:

“En büyük sorun tutukluluk hallerinin belirsiz ve takipsiz izlemesi. Birçoğunun avukatı da süreci izleyecek bir yakını da yok.”

Bu cümle, “Özgürlük İstiyoruz” kampanyasının neden yalnızca tekil bir operasyon ya da tekil bir dava hakkında olmadığını gösteriyor. Bugün cezaevlerinde LGBTİ+’lar, gazeteciler, hak savunucuları, yoksul kadınlar, hasta tutsaklar, çocuklarından koparılan anneler ve avukatsız bırakılan kişiler aynı adalet krizinin farklı yüzleriyle karşı karşıya.

Devam edelim…

“Ailem Güvende” operasyonları kapsamında 12 Eylül’de gözaltına alınan ve ardından tutuklanan KAOS GL Yönetim Kurulu Üyesi ve insan hakları savunucusu Janset Kalan, BirGün’den Sarya Toprak’ın sorularını cezaevinden yanıtladı, şöyle diyor:

“12 Eylül gecesi evimden gözaltına alındım. 3 gün nezarethanede çok kötü koşullarda tutuldum. Herhangi bir irade ve karar hakkım olmayan bir muameleyle, hiçbir mahremiyetim gözetilmeden bedenim alenileştirildi. Her türlü ihlale açık halde bir hücreye kapatıldım.”

Siyah saçlı, gözlüklü ve turuncu çiçekli bluz giymiş bir kadın, arkasında dalgalanan gökkuşağı bayrağıyla resmedilmiş.

Aynı operasyon kapsamında tutuklanan Renkli Güvercin LGBTİ+ İnisiyatifi üyesi trans aktivist Deniz Hikmet Hazer de cezaevinden LGBTİ+’lara ve kadınlara mesaj gönderdi.

Mor tişörtlü, uzun siyah saçlı bir kadın, üzerinde dikenli teller bulunan yüksek bir duvarın önünde, başını kaldırarak gökyüzüne bakıyor.

Hazer şöyle söylüyor: “Sevgili lubunyalar ve kadınlar, yoldaşlar! Bu düzende yıllardır mücadele sürüyor. Mücadeleyi devraldıklarımız da yaşadı biz de yaşıyoruz. Bilinsin ki mücadelemiz boşuna değil. Mücadelemizin sonucu buradan çıkıp sokaklara döneceğiz.”

Peki aileler güvende mi?

Devlet bu operasyonlara “Ailem Güvende” adını verdi ama cezaevinden gelen mektuplar ve tutuklananların tanıklıkları aynı soruyu sorduruyor: Kimin ailesi güvende?

Çocuğunun yaşam hakkını savunan LGBTİ+ aileleri güvende mi? Haber yaptığı için tutuklanan gazetecilerin aileleri güvende mi? Trans olduğu için mahremiyeti yok sayılan kadınlar güvende mi?

Avukatı olmayan, dosyası takip edilmeyen, yoksulluk nedeniyle cezaevinde unutulan kadınların aileleri güvende mi? Çocuklarını dışarıda bırakmak zorunda kalan anneler güvende mi? Tedavi bekleyen hasta tutsaklar güvende mi?

“Aile” adına yürütülen operasyonlar, birçok aileyi korumuyor; aksine parçalanmış, kriminalize edilmiş, susturulmuş ve yalnız bırakılmış aileleri görünmez kılıyor.

Tuğla duvara rengârenk harflerle “Özgürlük İstiyoruz” yazılmış. Bir görevli yazının üzerini gri boyayla kapatırken üç kişi ellerinde boya fırçalarıyla onu izliyor.

Ne olmuştu?

12-13 Eylül’de 5 il merkezli (İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin) 15 ili kapsayan “Ailem Güvende” adlı operasyon düzenlendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında; 9 dernek, 13 işletme, 6 LGBTİ+ derneği ile 162 şüpheliye yönelik “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “fuhuş”, “müstehcenlik” ve “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak veya satın almak” suçlamaları yöneltildi.

Başsavcılık açıklamasında; soruşturma kapsamında “bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimlerini henüz tamamlamamış çocuklar ile reşit olmayan gençlerin yaş ve gelişim düzeyleri gözetilmeksizin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında yönlendirildiğine” ilişkin deliller elde ettiğini kaydetti. Açıklamada, bu faaliyetleri yürüten dernekler ile bunları finanse eden kişi ve grupların, “ücretli sosyal arkadaşlık hizmeti” adı altında istismarda bulunan kişilerin ve “eğlence faaliyeti görünümünde hukuka aykırı eylemlere ortam sağlayan işletmelerin belirlendiği” ifade edildi. Söz konusu faaliyetlerin “toplum nezdinde olağanlaştırılmasının önlenmesi, çocukların üstün yararı, aile kurumunun ve toplumun ortak ahlaki değerlerinin korunması” amacıyla Anayasa’nın 41. maddesi başta olmak üzere ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda operasyon düzenlendiği kamuoyuna duyuruldu.

İstanbul’da faaliyet gösteren 10 işletme ile 6 LGBTİ+ derneğinin de aralarında bulunduğu 54 ev ve iş yerine operasyon yapıldı. Beyoğlu ve Şişli’de aralarında gece kulüpleri ile masaj salonlarının da yer aldığı 10 adres, gece saatlerinde denetlendi. Ekipler mekânların giriş ve çıkışlarını kapattı, içeride arama ve kimlik kontrolü yaptı. Uyuşturucu ve uyarıcı madde, sentetik hap, kaçak alkol, ruhsatsız tabanca, kamera kayıt cihazları ile cep telefonlarına el konuldu.

İstanbul’da 20, Ankara’da 4, Çanakkale’de 3, İzmir’de 2, Antalya’da 2, Ordu’da 1, Elazığ’da 1, Balıkesir’de 1, Aydın’da 1, Kırşehir’de 1, Iğdır’da 1 ve Hatay’da 1 olmak üzere 38 şüpheliye yönelik 38 adreste arama, yakalama ve el koyma işlemi yapıldı. Bir işletme, ruhsatına aykırı faaliyette bulunduğu gerekçesiyle mühürlendi.

İki polis, biri kelepçeli genç, diğeri başörtülü yaşlı bir kadın olmak üzere iki kişiyi götürüyor. Yaşlı kadının arkasından genç bir kadın yürüyor.

Ankara’da 13, İzmir’de 16, Mersin’de 27, Aydın’da 5 kişi tutuklandı. Tutuklama kararında şüphelilere 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na muhalefet, müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek ve çocuğun görebileceği yerlerde müstehcenlik suçlamaları yöneltildi. İstanbul’da aralarında gazeteci ve avukatların da bulunduğu 106 kişi, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla gözaltına alındı. BirGün Gazetesi Muhabiri Sarya Toprak ve ARD TV Muhabiri Şener Azak, haber takibi sırasında gözaltına alındı. Avukatlar, Vatan Emniyet Müdürlüğü’nden gözaltılara ilişkin saatlerce bilgi alamadı. Gözaltına alınanlara ters kelepçe takıldı, bir kişinin bu nedenle kolu çıktı. Uzatılan gözaltı süresi nedeniyle reçeteli ilaç kullanan kişiler ilaçlarına erişemedi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, kent genelinde “toplumun huzurunu ve sükununu bozmaya yönelik faaliyetlerde bulundukları, sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları paylaşımlarla ‘müstehcenlik’ ile ‘fuhşa teşvik, aracılık etmek veya yer temin etmek’ suçlarını işledikleri” iddiasıyla şüphelilere yönelik soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında 24 şüpheli gözaltına alındı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, operasyonun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı” vizyonu ve “2026/4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi” doğrultusunda yapıldığını açıkladı. Bakan Gürlek, çocukları, aile kurumunu ve toplum düzenini korumaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü söyledi.

Türkiye’de 1994’te kurulan ilk resmî LGBTİ+ derneği KAOS GL, soruşturma başlatılan kurumlar arasında yer aldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, KAOS GL’nin web sitesi ile sosyal medya hesaplarında çocukların erişimine açık şekilde müstehcen içerikli paylaşımlar yapıldığına ilişkin ihbar üzerine soruşturma başlattı.

Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri; derneğin internet sitesini, sosyal medya hesaplarını ve bağlantılı dijital platformları yöneten yönetim ve denetim kurulu üyelerini evlerine düzenlediği baskınlarda gözaltına aldı. Dernek ofisinde ise arama yapıldı. Soruşturma kapsamında, çeşitli dijital platformlar üzerinden “toplumun genel ahlakını ve kamu düzenini bozucu nitelikte paylaşımlarda bulunarak müstehcenlik ve fuhuş suçlarını” işledikleri öne sürülen 26 kişi gözaltına alındı. İşlemler sırasında el koyma ve dijital materyallerin incelenmesine yönelik adli kararlar da uygulandı. Ayrıca KAOS GL’nin internet sitesine Türkiye’den erişim engeli getirildi.

Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, operasyonu “sis perdesi” ve “kara propaganda” olarak nitelendirdi. Tar, “Hangi aile güvende?” diye sordu.

LGBTİ+ derneklerine yönelik dijital sansür de sürdürüldü. Derneklerin web siteleri ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi.

Mersin’de faaliyet yürüten Muamma LGBTİ+ Derneği ve Mersin 7 Renk LGBTİ+ Dayanışma Derneği’nin kapatılması için gerekli yazışmalara başlandığı öğrenildi. Bu iki derneğe ait 14 internet sitesi ve 186 kişisel sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. 13 Ekim Salı günü Mersin’de 4 kişinin daha tahliye edilmesiyle tutuklanan 5 LGBTİ+ aktivistin tamamı serbest bırakıldı. Ancak diğer soruşturmada 21 kişi hâlâ tutuklu.

LGBTİ+ örgütleri ve aktivistleri hedef alan operasyonları protesto eden 106 kişi Ankara, İstanbul ve İzmir’de 15 Eylül’de gözaltına alındı. Polis, Ankara’da eylem başlamadan Sakarya Meydanı’nda toplananları alandan uzaklaştırmaya çalıştı.

Operasyona karşı İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’nin önünde toplananları da polis ablukaya aldı. Yaklaşık 90 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan kişiler uyuşturucu testi için Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi.

Gökkuşağı bayrağı taşıyan bir grup insan, kalkanlı ve coplu polisler tarafından çevrelenmiş. Polisler ile göstericiler karşı karşıya.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri ile İzmir Feminist Gece Yürüyüşü’nün düzenlediği eyleme de polis müdahale etti. Bir avukat gözaltına alındı. Yurttaşları ablukaya alan polis, gazetecilerin haber takibi yapmasını da engelledi.

Gözaltına alınanlar, tutuklananlar ve yakınları “Benim ailem aile değil mi?” diyerek operasyonlara tepki gösterdi. İnsan Hakları Derneği’nin İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında konuşan LGBTİ+ annesi Emine Köygülü, devletin aileyi koruma iddiasını eleştirdi. Devletin “makul ve makbul aile anlayışını” sorgulayan Köygülü, şu ifadeleri kullandı:

“Bize ‘Ailem Güvende’ diyorlar. Oysa çocuklarımızın yaşam hakkını savunduğumuzda biz güvende değiliz. Çocuklarımızın yanında durduğumuzda güvende değiliz. LGBTİ+ çocukların yalnız olmadığını söylediğimizde güvende değiliz. Benim ailem güvende değil! Çünkü benim çocuğumu korumak için verdiğim mücadele bu düzen açısından korunması gereken bir aile ilişkisi değil bastırılması gereken bir politik tutum olarak görülüyor. Çocuklarımızın yaşam hakkını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bizi korkutarak çocuklarımızdan, birbirimizden ve mücadelemizden koparamazsınız.”

Gazeteci Tuğba Tekerek “müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek” suçlamasıyla 15 Eylül’de tutuklandı. Tekerek’in KAOS GL’de 26 Ekim 2024’te yayınlanan “Gürcistan seçiminde LGBTİ+ olmak: Hem kahraman gibiyim hem distopyada gibiyim” başlıklı haberi suçlamaya konu oldu. Tekerek, “Akla ziyan bir suçlama. Ben sadece gazetecilik kapsamında bir haber yaptım” diyerek suçlamayı reddetti.

Mali Suçları Araştırma Kurulu, LGBTİ+ örgütlerine fon sağlayan kurum ve kuruluşlar ile bağışçılara yönelik bir rapor hazırladı.

Yeni Parti Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Üyesi Gökçe Gökçen, 2 Ekim’de AKPM Genel Kuruluna katıldı. Gökçen, LGBTİ+ derneklerine Almanya ve Fransa büyükelçilikleri, Hollanda Konsolosluğu, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile Avrupa Konseyi’nden aktarıldığı iddia edilen fonların soruşturma konusu yapılmasını eleştirdi.

Gökçen, “Peki bu ülkelerdeki muhataplarına soran var mı? ‘Neden benim ülkemde kamu düzenini bozuyorsun?’ diyen var mı? Gördüğümüz kadarıyla yok. Çünkü onlar da yapılanların yasal olduğunu biliyorlar” diye konuştu. Gökçen ayrıca LGBTİ+ örgütlerinin kapatılma riskiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.

Bağımsız internet haber kuruluşu Kısa Dalga’nın sosyal medya platformu X’teki resmî hesabı, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçe gösterilerek 26 Eylül’de Türkiye’den erişime engellendi. Aralarında basın kuruluşları (Evrensel, Jin News, sendika.org, Sol Haber Portalı), gazeteciler, akademisyenler ve sivil toplum örgütlerinin (STÖ) de yer aldığı birçok X hesabı aynı gerekçeyle erişime kapatıldı.

İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, bağımsız haber sitesi T24’ün web sitesi ve sosyal medya hesapları hakkında LGBTİ+ propagandası yapıldığı gerekçesiyle 30 Eylül’de kapatma kararı verdi. Hâkimlik, T24’ün bir yılda yayımladığı 118 haberde LGBTİ+ propagandası yapıldığını iddia etti. T24’ün 1 Ekim’de erişim engeline yaptığı itiraz, İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 9 Ekim’de reddedildi. T24, bu kararı Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağını açıkladı.

İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), 2 Ekim’de yaptığı açıklamada, 1–30 Eylül 2026 tarihleri arasında 5651 sayılı Kanun’un 8 ve 8/A maddeleri kapsamında en az 1270 X hesabı hakkında erişim engeli kararı verildiğini bildirdi. X, bu hesapların yaklaşık yüzde 90’ını Türkiye’den görünmez kıldı. İFÖD’ün EngelliWeb 2025 raporunda ise bir yılda 8/A maddesi kapsamında engellenen X hesabı sayısı 995 olarak kayıtlara geçmişti.

İktidar medyası ile iktidara yakın STÖ’ler, aile değerleri ile millî kimliğe “büyük bir tehdit” olarak gördükleri LGBTİ+’lara yönelik operasyonu “Aile güvendeyse millet güvendedir” yaklaşımıyla destekledi. Operasyonun, “millî kimliğin taşıyıcısı çocukların yararına” olduğunu savundu.

Operasyonların merkezine “aileyi ve çocukları koruma” gerekçesi yerleştirilse de veriler; kadınların, çocukların ve işçilerin yaşam hakkı ihlallerine dair tabloyu gözler önüne seriyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, erkekler 2026’da en az 197 kadını öldürdü, 215 kadın ise şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Bianet’in Erkek Şiddeti Çetelesi’ne göre erkekler aynı dönemde 837 kadını seks işçiliğine zorladı, 156 çocuğu ise istismar etti. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre 8 ayda 57’si çocuk olmak üzere en az 1509 işçi hayatını kaybetti.

Demir parmaklıkların arasından uzanan beş el, yeşil, sarı, turuncu, mavi ve mor renkli zarflar tutuyor.

LGBTİ+ aktivistlerini yalnız bırakmıyoruz, mektup yazıyoruz

Tutuklu LGBTİ+’larla mektuplar aracılığıyla iletişim kurmak ve dayanışmayı güçlendirmek amacıyla yürütülen Dayanışma Postası, içerideki LGBTİ+’lara ses olmak isteyen herkesi mektup yazmaya davet ediyor.

“Birkaç satır, bir anı, bir selam…” çağrısıyla sürdürülen dayanışma kapsamında yazılan mektupların, tutuklu LGBTİ+’lara yalnız olmadıklarını hatırlatması amaçlanıyor.

Bir yanıt yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin