Bir sergi düşünün; toprağın, suyun ve havanın nasıl zehirlendiğini, zeytinliklerin nasıl yok edildiğini, bir coğrafyanın kömür uğruna nasıl tahrip edildiğini anlatsın.
Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında projesi kapsamında hazırlanan ‘Bir Coğrafyanın Z Raporu’ sergisi, belgesel fotoğrafçısı Yücel Tunca’nın imzasını taşıyor. Tunca, Soma’daki maden ocakları ve termik santrallerin kül barajlarında çektiği fotoğraflarla bu yıkımı belgeliyor.
1 Kasım’a kadar İzmir, Bergama’da bulunan Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanı’nda ziyaret edilebilecek sergi Soma’da 1 Ekim 2026 tarihinde yerin altında yaşanan can pazarı, yerin üstünde yıllardır biriken ekolojik yıkımla aynı tablonun parçası.

Fotoğraf: Yücel Tunca – Soma, 2026
Bu sergiden hareketle sık sık doğanın korunması ile madencilerin çalışma ve geçim hakkını karşı karşıya getiren sorulara bilimsel araştırmalar, güncel veriler ve dünyadaki uygulamalarla yanıt veren “Adil Geçiş” modelinden bahsedelim.
Greenpeace Türkiye’nin “Adil Geçiş” yaklaşımı, maden işçisini “işsizlik ile ölümcül ocaklar” arasında sıkıştıran bu denklemi reddediyor. Kömüre aktarılan kamu teşviklerinin bir Adil Geçiş Fonu’na yönlendirilmesi, maden sahalarının rehabilite edilmesi ve madencilerin hak kaybı yaşamadan temiz iş kollarına geçişi, Soma için hem doğayı hem de emeği koruyan tek gerçekçi çıkış yolu. Çünkü yerin altında işçi hayatını hiçe sayan bu kömür ısrarı, yerin üstünde de havzanın toprağını, suyunu ve havasını adım adım zehirleyen çok daha geniş bir yıkım döngüsünü besliyor.

Fotoğraf: Yücel Tunca – Soma, 2026
Zehirli ağır metaller toprağa ve yeraltı sularına taşınıyor
Fosil yakıtlar, bulundukları bölgedeki ekolojik çeşitliliği geri döndürülemez biçimde yok ediyor. Kömürün yanması sonucu açığa çıkan uçucu küller arsenik, kadmiyum, krom, vanadyum ve cıva gibi zehirli ağır metalleri toprağa ve yeraltı sularına taşıyor. Bacalardan atmosfere karışan kükürt dioksit ve azot oksitler asit yağmurları halinde tarım alanlarına inerek toprağın bereketini, zeytinlikleri ve yaban hayatını tüketiyor. Kömür kullanımının yalnızca doğal varlıklar üzerinde açtığı doğrudan tahribatın maliyeti yılda yaklaşık 1,65 milyar Euro’yu (87 milyar TL’nin üzerinde) bulurken, halk sağlığıyla birleşen gizli faturası 398 milyar TL’ye ulaşıyor.

Fotoğraf: Yücel Tunca – Soma, 2026
Muğla’da bulunan üç santral 43 yılda 45 bin erken ölüme yol açtı
Bu yıkım yerel odaklarda ağır can kayıplarıyla somutlaşıyor. Muğla’daki üç santral 1983’ten bu yana yaklaşık 45 bin erken ölüme yol açarken, Çanakkale havzasındaki beş santral binlerce cana ve 7 milyar dolarlık sağlık faturasına mal oldu. Kırk yıldır kirlilikle boğuşan Afşin-Elbistan’da yeni üniteler planlanırken; Çanakkale, Adana ve Hatay’daki santrallerin kapatılması durumunda yüz binlerce insanın zehirli havadan kurtulup binlerce erken ölümün önlenebileceği biliniyor.
Türkiye genelinde hava kirliliği yılda 44 binden fazla hayata mal olurken, kömürün yol açtığı 5,88 milyar Euro’luk sağlık yükü ülkenin yıllık sağlık bütçesinin yaklaşık dörtte birini eritiyor. Yalnızca tek bir yılda kömür yüzünden yaşanan 5 bin erken ölüm, çocuklarda görülen on binlerce bronşit vakası ve binlerce erken doğum tablonun vahametini gösteriyor. Topraktan havaya, sudan insan bedenine kadar uzanan bu döngü, kömür odaklı kalkınma modelinin görünmeyen ama en ağır faturasını özetliyor.

Fotoğraf: Yücel Tunca – Soma, 2026
Yerin altında göçük, yerin üstünde enkaz: Soma
Bu ekolojik yıkımın ve kontrolsüz fosil yakıt bağımlılığının en somutlaştığı yer ise Soma. Yıllardır süregelen yatırımsızlık, kamu sübvansiyonlarına bağımlılık ve Türkiye Kömür İşletmeleri’ne biriken 18 milyar liralık borç krizi, ekolojik enkazın yanına derin bir sosyal çöküş ekliyor. 2014’teki 301 can kaybı, Ermenek su baskını ve son göçük, havzadaki ihmal ve denetimsizlik zincirinin kesintisiz sürdüğünü gösteriyor. Kar hırsıyla derinleşen ocaklarda ölümle burun buruna çalışan işçilerin güvencesizliği ile yer üstünde tarım arazilerini yutan tahribat, bölge insanını yıllardır işsizlik ile ağır sağlık riskleri arasında çaresiz bırakıyor.

*Pasa: Madencilikte ekonomik değeri olmayan atıklara verilen isim
Fotoğraf: Yücel Tunca – Soma, 2026
COP31 çelişkisi
Küresel iklim müzakerelerine liderlik etmeye ve COP31 İklim Zirvesi’nin başkanlığını üstlenmeye hazırlanan Türkiye, masadaki söylemleri ile sahadaki icraatları arasında derin bir tezat barındırıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı uluslararası platformlarda karbonsuzlaşma ve temiz enerji vizyonunu öne çıkarırken, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yeni kömür projelerine izin ve lisans vermesi açık bir politika çatlağı yaratıyor. İlan edilen 2053 net sıfır emisyon hedefine rağmen Ulusal Enerji Planı kapsamında kömür kurulu gücünün 2035’e kadar 24,3 gigavata çıkarılması hedefleniyor.
Bu çelişki doğrudan yatırımlarla derinleşiyor. Çanakkale Biga’daki Cenal Santrali’ne “kapasite artışı” adı altında ayrı bir kazan ve baca eklenerek aslında yeni bir ithal kömür tesisi inşa edilmek isteniyor, Afşin-Elbistan A Santrali’ne yeni ünitelerin eklenmesi gündemde tutuluyor. Fosil yakıtlarının yüzde 78’ini ithal eden bir ülkede yeni ithal kömür projelerinin desteklenmesi enerjide dışa bağımlılığı artırırken; Elektrik Piyasası Kapasite Mekanizması ve megavatsaat başına verilen 75 dolarlık elektrik alım garantileriyle kömür sektörüne milyarlarca dolarlık kamu kaynağı aktarılıyor. Dünyada kömürün elektrik üretimindeki payı düzenli olarak gerilerken Türkiye’nin Avrupa’da kömür kaynaklı karbondioksit emisyonlarında ilk sırada yer alması ve kapasite artışında ısrar etmesi, COP31 başkanlığı iddiasının inandırıcılığını sahadaki bu ağır çelişkilerle doğrudan sınıyor.

Fotoğraf: Yücel Tunca – Soma, 2026
Çözüm emeği ve doğayı koruyan “Adil Geçiş”
Çıkış yolu, madenlerin aniden kapatılarak işçilerin sokağa terk edildiği plansız bir çevre koruma refleksi değil. Çözüm, “kömürün sonunun işçinin sonu olmaması” ilkesini merkeze alan bir Adil Geçiş (Just Transition) modelinde yatıyor. Kömür şirketlerine aktarılan milyarlarca liralık kapasite mekanizması ve fosil yakıt teşviklerinin doğrudan bir “Adil Geçiş Fonu”na devredilmesi, dönüşümün temel finansmanını oluşturuyor. Bu kaynakla kıdemli madencilere erken emeklilik hakkı tanınması, genç işgücünün temiz enerji projelerine taşınması ve zehirlenen arazilerin zorunlu rehabilitasyonla yeniden zeytinliklere kavuşturulması, yıkımın ortasında gerçekçi bir gelecek haritası çiziyor.





Bir yanıt yazın