Özcan Aksu, İstanbul’da 22 Haziran’da gözaltına alındı. Aksu hakkında, İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 23 Haziran 2026’da tutuklama kararı verdi. Aksu, İstanbul Marmara (Silivri) 2 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi. Silivri Cezaevi’ne girdikten sonra farklı kurum ve hastanelere sevk edilen Aksu, 5 Temmuz’da yaşamını yitirdi.
Avukatlar, Aksu’nun gözaltı ve tutuklama sürecinde ailesinin günlerce doğru bir şekilde bilgilendirilmediğini, yakınlarının önce Metris’e, sonra Silivri’ye yönlendirildiğini kaydetti.
Özcan Aksu’nun ölümüyle ilgili hak örgütleri ve ailesi 3 Ağustos 2026’da ortak bir basın açıklaması düzenledi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan açıklamaya; Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği temsilcileri ile Aksu’nun yakınları katıldı. Kamu makamlarının, Aksu’nun hastaneye sevki sırasında kaçmaya çalıştığı ve görevli memura mukavemet ettiği yönündeki iddialarına tepki gösterildi. Söz konusu iddiaların hangi somut olaya dayandığı, olayın nerede gerçekleştiği, olaya ilişkin kamera kayıtlarının bulunup bulunmadığı ve bu iddiaları doğrulayan resmî belgelerin sunulmadığı vurgulandı. Avukatlar, hukuk devletinde hiçbir iddianın tek başına maddi gerçeğin yerine geçemeyeceğini ve devletin gözetimi altındaki herkes için kamu makamlarının somut delil sunma yükümlülüğü olduğunu belirtti.
ÖHD üyesi Avukat Mehmet Şirin Şahin ise sürecin başından itibaren ciddi bir bilgi kirliliği ve şeffaflıktan uzak bir yaklaşımla karşı karşıya kaldıklarını söyledi.
Aile, Aksu ile ilk kez 26 Haziran 2026’da görüştü. Görüşmede Aksu’nun yüzünde yoğun darp izleri, göz çevresinde morluk ve şişlikler, kaşında dikişler, ensesinde kan izleri ve kollarında yoğun ödem gözlendi. Ayrıca Aksu’nun yürümekte ve konuşmakta güçlük çektiği, bulunduğu yeri ve zamanı algılayamadığı, ailesini tanımakta zorlandığı ve temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduğu aktarıldı.
Aksu’nun bilincinin kapalı olmasına karşın hücre tipi koğuşta tutulmasının infaz hukukunun temel ilkelerine aykırı olduğu; devletin, gözetimi altındaki bireylerin yaşam hakkını ve beden bütünlüğünü korumakla yükümlü olduğu hatırlatıldı.
Aksu ailesinin vekilleri, ölümün bütün yönleriyle araştırılması ve sorumluların yargılanması talebiyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Başvuruda; Aksu’nun vücudundaki darp izlerinin nasıl oluştuğu, dikişlerin ve yaralanmaların sebebi, kaçma iddiasını doğrulayan kamera kayıtlarının varlığı ve kamu görevlileri hakkında adli/idari bir inceleme başlatılıp başlatılmadığı soruldu.
Avukatlar, soruşturmanın etkili yürütülebilmesi için savcılığa ve yetkili makamlara delillerin derhal koruma altına alınmasını, bağımsız bir soruşturma yürütülmesini ve tüm sorumluların ifadesinin alınmasını talep etti.
Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ve DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Aksu’nun ölümüne ilişkin Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.
Adalet Bakanlığı kaynakları, Aksu’da darp izlerine ilişkin kesin bir tespit bulunmadığını, idari ve adli soruşturmanın başlatıldığını bildirdi. İlke TV’ye konuşan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü basın birimi ise konuyla ilgili bilgi vermedi.
Muş Demokratik Kurumlar Platformu da bugün (17 Ağustos) Özcan Aksu’nun ölümünün aydınlatılması talebiyle Kobane Meydanı’nda açıklama yaptı. Açıklamada, “Özcan Aksu için adalet” çağrısı yapılarak, ölümüne ilişkin tüm iddiaların etkili ve şeffaf bir soruşturmayla ortaya çıkarılması istendi.






Bir yanıt yazın