Yeni e-dergimiz #Haftalık, her hafta bir gazeteci ve bir karikatüristin ortak çalışmasıyla gündemin nabzını tutuyor. Basın Evi Destek Projesi (BEDA) desteğiyle hayata geçen bu çalışma, tam 19 hafta boyunca her pazartesi muzir.org adresinde yayınlanacak. Haftanın en çarpıcı gelişmelerini hem kalemden hem de çizgiden okumak için altıncı sayımızı inceleyebilirsiniz. Hazırlayanlar: Gazeteci İbrahim Türk ve Karikatürist Yetkin Gülmen.
Bu yayının içeriği tamamen yazarlar, çizer ve editörün sorumluluğundadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmayabilir.
1 Mayıs’ın ardından
1 Mayıs’ta Taksim çağrısı yapan 1 Mayıs Taksim Komitesi’ne yönelik operasyonlar 28 Nisan’da başladı. Kazancı Yokuşu’nda yapılmak istenen anmada 46 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 3 kişi başka bir dosyadan mevcutlu tutulurken, Sıla Bayram’ın tutuklandığı öğrenildi.

28 Nisan tarihinde zorla abluka içerisine itildiğini ve abluka sırasında işkenceye uğrayıp gözaltına alınan Sıla Bayram 28 Nisan tarihinden beri tutuklu bulunuyor. Sıla, avukatı aracılığı ile ilettiğimiz soruları yanıtladı.
“3 günde bir pansumana erişebiliyorum”
“Ablukanın dışındaydım, sonra bizi kapsayan ikinci bir abluka kurdular. GBT bahanesiyle beklettiler. Daha sonra 5-6 güvenlik şube polisi üzerime geldi, beni zorla içeri çekmeye çalıştılar. Ters kelepçe yapmaya çalışırken birkaç kez yere düştüm. Çevik kuvvet izledi, güldü. Beni gözaltı aracına fırlattılar.”
Sıla, müdahale sırasında yaralandığını ve bacağındaki kanamayı gözaltı aracında fark ettiğini söyledi. Daha önce de benzer müdahalelerle karşılaştığını belirten Sıla, bu sürecin süreklilik taşıdığını ifade etti.
Cezaevi koşullarına ilişkin konuşan Sıla Bayram, sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşadığını ve iletişim imkanlarının kısıtlandığını aktardı:
“3 günde bir pansumana erişebiliyorum. Bacağımda hâlâ açık yara var. Reçeteli ilacımı vermediler. 6 gün geçmesine rağmen ailemle iletişim kuramadım. Butona basınca gelen görevli tehditkâr konuşuyor.”
Sıla, koğuş koşullarını da şöyle tarif etti: “Duvarların nefret söylemleriyle kaplı olduğunu gördüm. Buradaki idarecilerin bu yaklaşımı desteklediğini düşünüyorum. Koğuşa alınmaktan korkuyorum.”
1 Mayıs’a dair değerlendirmesinde ise şu ifadeleri kullandı: “1 Mayıs’ta işçilerin Vatan’ı ziyaret etmek zorunda kalmasına öfkeliyim. Ama daha çok 1 Mayıs olacak. Biz yine sokakta, bir arada olacağız. Seneye tüm işçilerle birlikte Taksim’de olacağız.”
1 Mayıs günü İstanbul’da Taksim’e çıkmak isteyenlere yönelik müdahalelerde toplam 576 kişi gözaltına alındı ve gece yarısı serbest bırakıldı. Müdahalelerde milletvekilleri, basın mensupları, öğrenciler, avukatlar ve siyasi parti temsilcilerinin de hedef alındı.
Ankara’daki kutlamalarda ise Doruk Maden işçileri öne çıktı. Elde ettikleri hak kazanımlarıyla alana gelen işçiler, “sarı sendikalar” olarak nitelendirdikleri yapılara karşı tepkileriyle dikkat çekti. Sahneye çıkan madenciler, “sarı sendikalara geçit yok” mesajı verdi. Alandaki yurttaşların madencilere yoğun ilgi gösterdi.
Öte yandan Doruk Maden işçilerinin zaferinin hemen ardından Ankara valiliğindeki değişimin 1 Mayıs tedbirlerine de yansıdı. 1 Mayıs kutlama alanına giderken kullanılan AKM(Atatürk Kültür Merkezi) metro istasyonu kullanım dışı bırakıldı. Katılımcıların bir bölümü Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK), Taksim’e gidilmemesi yönündeki tutumu nedeniyle tepki gösterdi. DİSK’in alanda dağıttığı şapkalar da bazı katılımcılar tarafından protesto edildi.
Geçtiğimiz yıllara kıyasla gazeteci meslek örgütlerinin katılımında artış gözlenirken, alanda tutuklu gazeteciler de anıldı.
G-3 koğuşu, geciken müdahale ve kapatılan dosya
Sincan Kadın Hapishanesi’nde tutulan trans erkek Poyraz Esen, 3 Aralık 2025’te yaşamını yitirdi. Poyraz’ın ölümüne ilişkin hazırlanan değerlendirme raporu, tecrit, ihmal ve kurumsal işleyişin bu süreci nasıl ördüğünü ortaya koyuyor.

Hapishane yönetimi, trans erkekleri G-3 koğuşunda topladı. Yönetim bu koğuşu diğer koğuşlardan izole etti; burada kalanların spor, kurs ve ortak alanlara erişimini kesti. Aynı koğuşta daha önce intihar girişimleri yaşandı.
Poyraz’ı ölümünden üç gün önce tek kişilik bir hücreye koydular. Bu uygulamayı hiçbir resmi statüye bağlamadılar. Ardından idare, Poyraz’ı kurul karşısına çıkardı, cinsiyet kimliğini sorguladı ve rızasını almadan G-3 koğuşuna gönderdi.
“Abla ben buradan nasıl çıkacağım?”
Poyraz, koğuşa götürüldüğü gün ablasıyla görüntülü konuştu. G-3’e zorla getirildiğini anlattı, ağladı ve “Abla ben buradan nasıl çıkacağım?” diye sordu. Üç gün boyunca tek başına tutulduğunu söyledi, ardından “Ama bu yasal mı?” diyerek durumu sorguladı.
Bu konuşmadan saatler sonra koğuştaki diğer mahpuslar Poyraz’ı asılı halde buldu.
Koğuşu atladılar, müdahaleyi geciktirdiler
Görevliler olay günü rutin kontrol yaptı; ancak G-3 koğuşunu kontrol etmeden geçti.
Mahpuslar Poyraz’ı bulur bulmaz butona bastı. O sırada Poyraz’ın nabzı atıyordu. Görevliler sağlık ekiplerini çağırmak yerine önce kendi aralarında hareket etti. Poyraz’ı battaniyeyle taşıdılar, sedyeye koydular ve dakikalarca etkili tıbbi müdahale yapmadılar.
Kalp masajına geç başladılar. Oksijen tüpünü getirdiler ama çalıştıramadılar; yenisini getirdiler, onu da çalıştıramadılar. Boyunluğu geç taktılar. Ambulans yaklaşık 21 dakika sonra geldi.
Savcılık ile hapishane süreci sürüncemede bıraktı
Hapishane yönetimi savcılığı aynı gün bilgilendirmedi. Savcılık sürece ancak ölüm gerçekleşince dahil oldu.
Soruşturma sırasında yetkililer eksik görüntü sundu, bilgi taleplerini yanıtsız bıraktı. Görevliler benzer ifadeler verdi ve kritik detayları açıklamaktan kaçındı.
Müdür değişti, baskı arttı
Poyraz’ın ailesi, yeni kurum müdürü göreve başladıktan sonra baskının arttığını anlattı. Poyraz, koğuşunun değiştirilmesi durumunda kendine zarar verebileceğini daha önce dile getirdi.
G-3’te kalan diğer trans mahpuslar da koğuşu “karantina alanı” olarak tanımladı ve üzerlerindeki baskının arttığını söyledi.
Dosyayı “intihar” diyerek kapattılar
Adli Tıp, ölümün ası sonucu gerçekleştiğini belirtti. Savcılık bu değerlendirmeye dayanarak kamu görevlilerinin sorumluluğunu reddetti ve dosyayı kapattı.
Savcılık, Poyraz’ın intiharını “öngörülemez” olarak tanımladı. Ancak rapor, üç günlük tecridi, zorla koğuş değişikliğini, atlanan kontrolü ve geciken müdahaleyi açıkça ortaya koyuyor.
Bu bir “süreç”
Rapor, Poyraz’ın ölümünü tekil bir olay olarak ele almıyor. Tecrit, yalnızlaştırma, gecikmiş müdahale ve kurumsal sorumluluk zinciri bu süreci birlikte kuruyor.
Poyraz’ın ölümü, bu haliyle yalnızca bir “intihar” değil; kurumun yarattığı koşullar içinde gelişen bir sürecin sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Jordan World Circus fil sömürüsüne son verdi
ABD’de faaliyet gösteren Jordan World Circus, hayvan hakları örgütlerinin uzun süredir sürdürdüğü baskı sonrası gösterilerinde fil kullanımını kaldırdı. Karar, özellikle yaşlı filler üzerindeki istismar tartışmalarının ardından geldi.
Kampanyayı yürüten PETA, yüzlerce protesto organize etti; 600 bini aşkın kişi sirke e-posta göndererek fil gösterilerinin kaldırılmasını talep etti.
Sirk bünyesinde yer alan filler arasında 56 yaşındaki “Viola” öne çıkıyor. Viola, ciddi ayak ve eklem problemlerine rağmen gösterilere çıktı; 2025 yılı boyunca yaklaşık 200 kez sahneye zorlandı.

Sirkler filleri şehir şehir taşıyor, uzun süre zincirli tutuyor ve “bullhook” adı verilen metal uçlu aletlerle kontrol ediyor. Filler dar alanlarda yaşıyor, doğal davranışlarını sergileyemiyor ve yoğun stres altında kalıyor.
Birçok ülke son yıllarda vahşi hayvanların sirklerde kullanılmasını yasakladı ya da kısıtladı. Jordan World Circus’un kararı bu eğilimin bir parçası olarak öne çıkıyor.
Türkiye’de ise durum iç açıcı değil. Filler sirklerde yer almıyor ancak hayvanat bahçeleri üzerinden tartışmalar sürüyor.
muzir.org olarak daha önce takip ettiğimiz Gaziantep Hayvanat Bahçesi’nde tek başına tutulan “Gabi” adlı filin, literatürde “zoological depression” olarak tanımlanan ve sosyal izolasyonla ilişkilendirilen sürekli ileri geri hareket ettiği görüldü.
Gaziantep Hayvanat Bahçesi’nde esaret altında yaşamını yitiren“Pili” adlı filin ise ölümü konusunda belirsizlik sürüyor. Pili’nin ölümüne dair net ve şeffaf bir açıklama yapılmıyor; farklı isimler ve tarihler üzerinden çelişkili bilgiler dolaşıyor.
Jordan World Circus’un attığı adım, sirklerde hayvan kullanımına yönelik tartışmayı büyütüyor. Türkiye’de hayvanat bahçeleri üzerinden süren tartışmalar ise fillerin yaşam koşullarına ilişkin soruları gündemde tutuyor.





Bir Cevap Yazın