Bilgi Üniversitesi’nde 27-28 Mart tarihlerinde düzenlenen “Eleştirel Hayvan Çalışmaları Çalıştayı”, hayvanı tarih, etik, sanat ve bilim ekseninde yeniden düşündürdü.
Akademide insanmerkezciliği sorgulayan bu buluşma, hayvanı düşüncenin ve tarihin etkin bir öznesi olarak ele almasıyla öne çıktı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki “Eleştirel Hayvan Çalışmaları: Kaynak, Yöntem ve Yaklaşımlar” başlıklı çalıştay, iki gün boyunca hayvanı akademik düşüncenin merkezine taşıyan, disiplinlerarası yapısıyla dikkat çeken verimli bir buluşmaya dönüştü.
Çalıştayın ilk günü Santral istanbul Kampüsü Enerji Müzesi Kontrol Odası’nda, ikinci günü ise Seyfi Arkan Binası Mahkeme Salonu’nda gerçekleştirildi.
Programın yapısı, eleştirel hayvan çalışmalarının doğa tarihi, evrim, etik, tarih, sosyal bilimler, estetik ve politika arasında kurulan geniş bir düşünsel zeminde tartışılması gerektiğini açık biçimde gösterdi.

İlk gün, “Hayvan Dönemeci” başlıklı yuvarlak masa oturumuyla başladı. Moderatörlüğünü Sibel Yardımcı’nın üstlendiği bu oturumda Eylül Alnıaçık Özyer, Ezgi Hamzaçebi, Mine Yıldırım ve Özlem Güçlü yer aldı. İlk günün bu yuvarlak masa yapısı farklı alanlardan gelen kavramların birbirine değdiği çok zeminli bir düşünme alanı yarattı. Çalıştayın daha ilk gününden itibaren insanın tüketim odaklı yaşamına alternatif yaklaşımlar, dikkat etiği ve hayvanı merkeze alan yeni kavramsal imkanlar üzerine düşünmek mümkün hale geldi.
İkinci gün ise daha yoğun ve çok katmanlı bir programla devam etti. “Doğa Tarihi, Evrim ve Etik: Hayvanlarla Çalışmanın Bilimsel Temelleri” başlıklı ilk oturumda Aslıhan Niksarlı, Gönenç Göçmengil, Utku Perktaş ve Yeliz Ergöl söz aldı. Ardından Cihangir Gündoğdu moderatörlüğünde gerçekleşen “Beşeri ve Sosyal Bilimlerde Eleştirel Hayvan Çalışmaları” oturumunda Deniz Dölek Sever, Emre Koyuncu ve Abu B. Siddiq sunum yaptı.
Günün ilerleyen bölümünde ise Özlem Güçlü moderatörlüğündeki “Hayvan Temsili: Estetik-Etik-Politik Sorular ve İhtiyaçlar”oturumunda Dijan Özkurt, İnci Bilgin Tekin, Özlem Gök ve Tuba Emiroğlu katkı sundu.
Program, beş dakikalık serbest kürsü konuşmalarından oluşan kapanış forumuyla tamamlandı. Hayvanı yeniden akademide özne olarak konumlandırmak suretiyle hayvanların tarihte, düşüncede, sanatta ve gündelik yaşamın politik örgütlenişinde yalnızca kullanılan, temsil edilen ya da araçsallaştırılan varlıklar olarak değil; insanın tarihini etkileyen aktörler olarak da düşünülmesi gerektiği fikri, iki gün boyunca farklı başlıklar altında yeniden yeniden açıldı.
Hayvan tarihinin ne işe yaradığı, bu alandaki metodolojik zorluklar, hayvanların eskiden beri araç olarak görülmesinin tarihsel kökleri, vatandaş biliminin önemi, teknolojinin aşırı artışıyla birlikte belirginleşen yeni etik sorunlar ve vegan sanat gibi başlıklar, insan merkezli bir toplumda böyle bir buluşmanın neden önemli olduğunu daha da görünür kıldı.
Çalıştay sırasında izleyiciler arasından gelen sorular da bu düşünsel zemini somut güncel meselelerle buluşturdu. Muzir.org olarak Jane Goodall Enstitüsü’nde primat uzmanı olan Aslıhan Niksarlı’ya, Türkiye’de tutulan goril Zeytin için endişelerimizi dile getirerek sürecin hangi aşamada olduğunu sorduk.

Niksarlı, Zeytin’e ilişkin sürecin başından bugüne yaşananlara dair bilgi verdi; ancak Zeytin hakkında verilen “gönderilmeme” kararından sonra kendilerinin de bilgiye erişemediklerini, buna rağmen Zeytin yuvasına dönene kadar mücadeleyi bırakmayacaklarını ifade etti.
Naçizane bir eleştirel not da düşülebilir: Çalıştayın güçlü disiplinlerarası yapısına rağmen, pozitif bilimlerin katkısının görece sınırlı kalması hissedildi. Oysa gerçekten hayvanlarla ilgili çoğul ve derinlikli bir bilgi alanı kurmak isteniyorsa, hayvanlarla doğrudan çalışan zooloji, etoloji, davranış bilimi ve benzeri alanların da bu tartışmalara daha güçlü biçimde dahil olması büyük önem taşıyor.
Eleştirel hayvan çalışmalarının sosyal ve beşeri bilimlerle kurduğu verimli bağ, pozitif bilimlerin katkısıyla daha da derinleşebilir. Bu nedenle, bir sonraki çalıştayda bu alanlardan gelecek katkıların da tartışmayı zenginleştireceğine dair güçlü bir beklenti var. Sonuç olarak bu iki günlük buluşma, hayvanı yeniden düşüncenin ve tartışmanın öznesi olarak kurmaya çalışan önemli bir adım oldu. Akademi çatısı altında olması ayrıca değerli bir noktaydı.
Türkiye’de eleştirel hayvan çalışmalarının akademi içinde daha görünür, daha bağlantılı ve daha cesur bir alana dönüştüğünü hissettiren bu çalıştay, hem açtığı kavramsal tartışmalar hem de kurduğu karşılaşmalar bakımından uzun süre hatırlanacak nitelikteydi.





Bir Cevap Yazın