28 Ekim 2025, Salı

Fotoğraf: İris Mozalar, 8 Mart 2025 Feminist Gece Yürüyüşü
Geçtiğimiz sene 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü’nde İstanbul, Karaköy’de bir araya gelen 168 kadın ve LGBTİ+’ya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2911 sayılı Toplantı ve Yürüyüş Kanunu kapsamında “kanuna aykırı gösteri”yaptıkları, dört kişiye de “Polise mukavemet” gösterdikleri gerekçesiyle dava açıldı.
25 Kasım’da eyleme katıldığı iddiasıyla hakkında dava açılan İris Mozalar, yaşadıklarını muzir.org’a anlattı.
“Devlet bizi tehdit olarak görüyor”
Davanın bir yıl sonra 25 Kasım’a giderken açılmasının tesadüf değil, politik bir tercih olduğunu söyleyen Mozalar, “Kadınlar ve LGBTİ+’lar sokakta görünür oldukça, devlet bu görünürlüğü ‘tehdit’ olarak algılıyor” dedi.
İris Mozalar, 25 Kasım yürüyüşünün kadına yönelik şiddete karşı barışçıl bir eylem olduğunu vurgulayarak, bu eylemlere devletin “kendisine itaat etmeyen kadınların politik varoluşu” olarak baktığını söyledi.
Bir yıl sonra açılan davaların yıldırma ve caydırma amacı taşıdığını belirten Mozalar, “Bu yargılama, adaletin değil, politik denetimin bir aracıdır. Bizler biliyoruz ki bu dava, sadece bir yürüyüşe değil; kadınların örgütlü mücadelesine açılmıştır. Ama bu tür davalar bizi susturmaz, tam tersine dayanışmamızı daha da güçlendirir” ifadelerini kullandı.
Yasaklar AİHM’ye aykırı
İddianamede gerekçe olarak 2911 sayılı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” gösteriliyor. Eylemlerde polisin 3 kez dağılın uyarısı yapma zorunluluğu var ama kadınlar ve LGBTİ+’lar bu uyarı yapılmadan gözaltına alınıyor. Buna rağmen iddianamelerde dağılın uyarısının yapıldığı, yasak kararının tebliğ edildiği yazıyor.
Kadınların ve LGBTİ+’ların kamusal alanda bir araya gelmesi zaten yıllardır keyfi biçimde yasaklanıyor. Eyleme giderken yolda ya da eylem alanının 2 kilometre çapındaki kafelerden dahi gözaltı yapan emniyet güçleri, toplumsal muhalefetin yan yana gelişinden bile korkuyor. İris Mozalar, “Taksim, kadınlara ve toplumsal muhalefete sistematik biçimde kapatılmış bir meydan. Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına göre barışçıl bir gösteri yapmak suç değil” sözleriyle, AİHM ve AYM kararlarını hatırlattı. Taksim’deki eylem yasakları, Gezi Direnişinden kalma bir travma.
“…suç işleneceğine dair kuvvetli kanaat oluştuğundan…”
İddianamede “sosyal medya üzerinde yer alan paylaşımlar göz önüne alındığında yapılacak etkinlik esnasında ‘SUÇ İŞLENECEĞİNE’ dair kuvvetli kanaat oluştuğundan” ifadelerinin yer alması, protesto hakkının nasıl kriminalize edildiğine dair kanıt niteliği taşıyor.
“Jin, Jiyan, Azadi” “Polis simit sat onurlu yaşa” “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganlarının suç niteliği taşıyarak iddianameye eklenmesini değerlendiren İris Mozalar, “Kadınların slogan atması, yürüyüş yapması, feminalı mor bayrak taşıması “kamu düzenine tehdit” olarak görülüyor ama kadınların her gün erkekler tarafından öldürülmesi, şiddete maruz bırakılması, intihara sürüklenmesi, yoksullaştırılması hiçbir zaman ‘düzen sorunu’ sayılmıyor” sözleriyle, yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekti.
“11.Yargı Paketiyle yaşamlarımız hedef alınıyor”
“Bu dava, Türkiye’deki kadın hareketine yönelik sistematik baskının bir parçası” diyen İris Mozalar, “Bugün sokakta, üniversitelerde, iş yerinde, evde her alanda kadınların ve LGBTİ+’ların politik varlığı hedef alınıyor. Aile yılı adı altında, 11. Yargı Paketiyle yaşamlarımız hedef haline getirildi. Bu baskı yalnızca cinsiyetçi değil; aynı zamanda sınıfsal ve siyasi bir baskı. Yoksulluk, güvencesizlik, şiddet, heteronormatif dayatmalar hepsi bir bütün olarak bizlere karşı çalıştırılıyor. Kadınların ve LGBTİ+’ların örgütlü bir özne haline gelmesinden korkuluyor” ifadelerini kullandı.






Bir Cevap Yazın