Bugün İkizköylüler Meclis kapısında dışarıda bırakıldıysa, yarın hepimiz aynı kapının dışında kalacağız. Zeytinlikleri için yürüyen köylüler, aslında demokrasi için yürüyor. Ve bu yürüyüşe katılmak her yurttaşın görevi. Ekin Dağdelen, Z Raporu’na yazdı.

Fotoğraf: Efekan Akyüz, Temmuz 2023, Akbelen Ormanı

Türkiye’nin kalbi bir kez daha gömülmek isteniyor. Ama bu kez toprak altına zeytin değil, bir halkın belleği, doğayla kurduğu bin yıllık ilişki, geçim kaynağı ve yaşam hakkı gömülmek isteniyor. Maden için. Evet, yine maden. Yine sermaye. Yine Ankara’dan ferman. Ve yine halkın iradesi yok sayılıyor. #ZeytinimeDokunma diye haykıran köylüler, yalnızca bir ağacı değil, bir yaşam biçimini, bir hakikati savunuyorlar. Çünkü bu mücadele, yalnızca birkaç ağaç meselesi değil; bu mücadele, topyekûn bir yok sayılma haline, neoliberal talan rejimine karşı açılmış bir cephe.

Zeytinlikleri koruyan yasa, 1939’dan beri yürürlükte. Ama 2003’ten bu yana bu yasa 10 kez delinmek istendi. Bugünse 11. kez tehdit altında. “Enerji ihtiyacı” bahanesiyle yapılan her değişiklik, aslında sermayeye verilen bir taviz. Çünkü bu enerji politikası değil, rant politikası. GES’ler, RES’ler değil; en kirli enerji kaynağı olan kömür hala baş tacıdır. Çünkü kömür madenleri, büyük ihaleler ve yandaş şirketler demektir. Kiminin mezarı, kiminin kasası dolar bu işten.

Zeytin ağacı, bu toprakların hafızasıdır. Kadimdir. Diridir. Bereketin sembolüdür. Ama aynı zamanda kamusallığın, ortak yaşamın, dayanışmanın da simgesidir. Ve tam da bu yüzden iktidarın gözüne batıyor. Çünkü bu iktidar; zeytini değil kömürü, doğayı değil betonu, halkı değil holdingleri seviyor. Çünkü bu iktidar; köylünün kendi kendine yeten yaşamından korkuyor. Çünkü kendi toprağını ekip biçen insan, markete, petrole, krediye, zincire bağımlı olmaz. Ve bağımlı olmayan halk, itaat etmez. İşte bütün dert burada.

Tam da bu noktada, bir başka sesi, tarihsel bir sesi hatırlamak gerekir: “Köylü, milletin efendisidir.” Mustafa Kemal Atatürk bu sözü yalnızca bir övgü olarak değil, bir devlet felsefesi, bir sosyal adalet çağrısı olarak söylemişti. Bugün İkizköy’de efendilik değil, köylülüğün en doğal hakları ayaklar altına alınmak isteniyor. Atatürk’ün efendi ilan ettiği köylü, bugün iktidarın gözünde taşınması gereken bir ‘engel’, susturulması gereken bir ‘gürültü’ haline gelmiş durumda. Oysa gerçek kalkınma, gerçek vatanseverlik, köylünün emeğini ve doğayla kurduğu o kadim ilişkiyi korumaktan geçer.

Muğla’nın İkizköy’ünde büyüyen isyan, Türkiye’nin neoliberal yıkım politikalarına karşı yükselen en haklı çığlıklardan biridir.

“Zeytinime Dokunma” direnişi, tarımın, emeğin ve doğanın piyasaya peşkeş çekildiği bu dönemde halkın, köylünün ve yurttaşın anayasal hakkına sahip çıkma savaşıdır. Fakat bu savaşı verenler yalnızca doğayla değil, devletle, sermayeyle, yargıyla ve medyayla da mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu hukuksuzluğa karşı köylüler anayasal haklarını kullanarak Meclis’e yürümek istedi, ama kapılar yüzlerine kapandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, halk adına değil, sermaye adına kapılarını açmaya devam ediyor.

Halkın iradesinin temsil edildiği yerde, halk dışlandı. Kapılar halka değil, maden şirketlerine açık. Bu manzara, Türkiye’de çevre mücadelesinin neden aynı zamanda sınıf mücadelesi olduğunu açıkça gösteriyor. Sermaye için her kapı ardına kadar açılırken, halkın sesi bastırılmaya çalışılıyor.

Bugün İkizköylüler Meclis kapısında dışarıda bırakıldıysa, yarın hepimiz aynı kapının dışında kalacağız. Zeytinlikleri için yürüyen köylüler, aslında demokrasi için yürüyor. Ve bu yürüyüşe katılmak her yurttaşın görevidir.

İkizköy Direnişi yalnız değil. Küresel ölçekte doğa ve hayvan haklarını savunan WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) bu mücadeleye desteklerini sürdürüyor. Bu, mücadelenin yalnızca yerel değil, evrensel değerler taşıdığını ortaya koyuyor. Zeytin ağacına dokunmak, insanlık hafızasına dokunmaktır.

Siyasi arenada da duyarlılık giderek artıyor. DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, direnişe tam destek verirken, CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan da Meclis kürsüsünden İkizköy halkının haklı taleplerini gündeme taşıdı.

Peki ya iktidar? İktidar çevreyi, yaşamı ve halkı değil; maden şirketlerini, enerji holdinglerini ve rantı koruyor.

Z Raporu hakkında

Z kuşağı sokakta, okulda, evde, her yerde özgürlük için mücadele ediyor. Peki, yazıyor mu? Aslında yazıyor ancak düşüncelerini yayımlayacağı mecralar bulmakta zorlanıyor. 

Muzır Neşriyat’ı kurduğumuzdan bu yana posta kutumuzu dolduran çok sayıda makale ve köşe yazısı aldık. Hem her alanda olan yeni neslin fikirlerini önemsediğimiz için hem de yazmak geliştirilebilir bir faaliyet olduğu için kapımızı açık tuttuk. 

Şimdi yeni nesil yazarlar için “Z Raporu” isimli bir bölüm açtık ve haber ya da gündeme dair yazıları bekliyoruz. Yayım ilkelerimizi oku, yazının / haberinin uygun olduğunu düşünüyorsanız muzir@muzir.org adresimize yolla. 

Birlikte öğrenmeye devam!

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin