Her gün binlerce insan, tanımadığı insanları yargılıyor ve buradan koca bir ekonomi dönüyor. Hedef değişiyor; ama format genelde aynı. Birisi fazla görünür olduysa, malum dikkat çekeni aşağı çekmek gerekir. Bazen gerçekten tartışmalı bir şey yapmıştır, bazense sadece var olmuştur. Kişilerin ünlü ya da sıradan olmaları fark etmiyor ama yorumlar şaşırtıcı derecede birbirine benziyor. Çünkü aslında tüm sistem bunun üzerinden tasarlanıyor.

Negatif içerik daha çok tık, daha çok yorum ve daha çok etkileşim alıyor. Bu nedenle bazı hesaplar sadece linçlemek, bazıları da linçlenmek için sosyal medyada var oluyor. Birini yıkan paylaşım, onu savunan paylaşımdan çok daha hızlı yayılıyor. X görünürlüğe göre ödeme yapıyor; en çok etkileşim alan içerikler ise çoğu zaman en sert olanlar oluyor.

Yakın zamanda Beren Saat’in çıkardığı CapitaliZoo şarkısı buna iyi bir örnek. Daha klibi ilk kez paylaşan yüksek takipçili hesaplar “beğenilmediği” vurgusuyla paylaşıyordu. Yorumlar çabuk geldi: “42 yaşında saçını örüp ne anlatmaya çalıştın be kadın, orta yaşlısın sen” “Şarkıyı dinledikten sonra kulaklarıma darp raporu almaya gidiyorum” Tüm sosyal medya camiası oturmuş, tartışılacak bir şarkı değil, hedef alınacak bir isim aranıyordu.

Bir içerik ne kadar provoke edici, ne kadar aşağılayıcı, ne kadar ‘sinir bozucuysa’ o kadar çok yanıt alıyor. Yanıt görünürlük demek, görünürlük para demek. Algoritma sakin yorumu değil, çatışmayı büyüten yorumu yukarı taşıyor. Böyle bir düzende nefret, bir performans metriğine dönüşüyor. Performans ölçülen her yerde ise birileri o metrikleri bilinçli olarak zorlamaya başlıyor. Bir sosyal deneyin içinde saatlerimizi harcıyoruz; ama buna hâlâ “organik tepki” diyerek akıl sağlığımızı koruduğumuzu sanıyoruz.

Dijital zorbalık sosyal disiplin mekanizması gibi çalışıyor: Sınırı aşma. Fazla görünür olma. Yaşını unutma. Haddini bil. “Seni her bir hücremle istediğim gibi yargılayacağım, çünkü neden yapmayayım?”

“İnternet bize sınırsız bir ifade alanı vaat etti. İnsanlar da bu alanı alıp mahalle baskısının algoritmayla süslenmiş versiyonunu yarattı”

 Mahallede cık-cıklayan yaşlıların yerini sözünü, hatta küfrünü esirgemeyen onlarca, yüzlerce, bazen binlerce hesap aldı.

Yine de asıl kaybın bireysel olmadığını düşünüyorum. Kamusal tartışma zehirleniyor. Bir fikir ne kadar doğru ya da ne kadar gerekli olursa olsun, eğer linç yeme riskini beraberinde getiriyorsa çoğu zaman kişi söylemekten kaçınıyor. Söylenmeyen fikir de var olmuyor. Geriye gürültü, öfke ve algoritmayı besleyen çatışma kalıyor. Toplumun ortak düşünme kapasitesi bu ortamda yavaş yavaş körleşiyor. E peki bu kimin işine geliyor? Tesadüfe bakın ki, işine gelen insanlar tam da bu ekonomiden en çok kazananlar, yani platformların sahipleri mi oluyor?

Üstelik bu metrikler seyretmeyi bile ödüllendiriyor. Linç tweetini beğenmesen bile açıp uzunca okusan bile yeterli. Videoyu susturulmuş izlesen bile olur. Her görüntülenme, her saniye, platformun bu içeriğin işe yaradığını öğrenmesine katkıda bulunuyor. Sistem en büyük açığımızla, onaylanma ve ait olma arzumuzla oynarken biz bunu hâlâ çoğunlukla ‘ifade özgürlüğü tartışması’ sanıyoruz.

Belki de durup kendimize şunu sormalıyız: İfade özgürlüğü, bir insanı binlerce kişinin önünde paramparça etme özgürlüğüyse, o özgürlükle ne yapacağız?

Bu sorunun cevabı kısmen şurada saklı: Kim karar veriyor? 

Bu yüzden şu anda süren algoritma ve yapay zeka düzenlemeleri tartışmaları, teknik bir konu olmanın çok ötesinde. Avrupa Birliği 2024’te yürürlüğe giren Dijital Hizmetler Yasası ile büyük platformlara algoritma şeffaflığı zorunluluğu getirdi; kurallara uymayan şirketlere küresel cirolarının yüzde altısına kadar ceza öngörüyor. Almanya, 16 yaş altı kullanıcılar için algoritmik öneri sistemlerini varsayılan olarak kapatmayı planlıyor. Yani devletler yavaş da olsa şunu kabul ediyor: Bu sistemler kendi haline bırakılamaz. Algoritmanın neyi yukarı taşıyacağına, hangi içeriğin görünür olacağına kim karar veriyor sorusu artık bir felsefe tartışması değil, somut bir hukuk meselesi. Bu tartışmalarda söz sahibi olmak; platformların değil, kullanıcıların çıkarına tasarlanmış bir dijital kamusal alan talep etmek demek. Bunu yapmayacaksak, linç ekonomisini finanse etmeye devam edeceğiz. Öte yandan tüm bunları devletlere bırakmak da başka bir sorunu doğuruyor; ifade özgürlüğüne istedikleri gibi ket vurmaya açık bir alan. İki ucu keskin bir bıçak.

Peki biz ne yapmalıyız? Açıkçası ben de bilmiyorum, cevabı biraz da sizde arıyorum.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin